anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / ÖÖG Neden Çok Önemli?

ÖÖG Neden Çok Önemli?

Geçen sayıda tatil anılarım ya da tatil kızgınlıklarımdan söz etmiştim bu sayfalarda, her güzel şeyde olduğu gibi tatil de, yaz da çabucak bitti. Hatta kızgınlığım bile belleğimde tatlı bir anıya dönüştü, hani neredeyse şezlong komşularımı özledim diyeceğim. Neyse geçen günlere sızlanmayı bırakıp bir önceki sayıya "Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG)" konusuna dönelim ve bu çok önemli konuyu biraz daha irdeleyelim. Bu sefer konuyla ilgili kendi deneyimlerimi ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

------------------------------

Her sorun bir sıkıntı yaratır, her sorun önemlidir. Ama bazıları daha da önemlidir. Çünkü hem kendisi başlı başına bir sorundur hem de farklı sorunlar üreten bir kaynaktır. ÖÖG de böyle. Hem çocuğun bazı şeyleri öğrenememesine ya da çeşitli derecelerde güçlük çekmesine, zor öğrenmesine neden olur hem öğrenmeyle ilgili zincirleme sorunlar oluşturur. Hem de öğrenme dışında sıkıntılar yaratır. Biraz karmaşık görünüyor. Bir örnekle daha iyi anlayabiliriz.

Örnek Ali
Ali, ilkokul ikinci sınıfta. ÖÖG çeşitlerinden biri olan okuma güçlüğü var ve bu nedenle ikinci sınıfta olmasına rağmen akıcı bir okuması yok. Heceliyor dolayısıyla ağır okuyor, sık sık yanlış yapıyor. Bütün dikkatini okumaya verdiği için, şifre çözmeye çalışmaktan okuduğunu anlaması mümkün değil.
Ali zeki bir çocuk. Biliyorum, "zeki bir çocukta ÖÖG var" deyince kafalar karışacak. Zeki ise öğrenmesinde sorun olmaz, öğrenmesinde sorun varsa zeki olmaz gibi yaygın bir inanış var ama bu pek doğru değil. Çünkü iyi bir öğrenme için zeka tabii ki gerekli ama yetmez. Ali zeki bir çocuk. Zeki olmasa zaten ÖÖG diyemezdik. Bir çocuğa ÖÖG denebilmesi için zeka düzeyinin normal ya da normal üstü olması gerekli. Yoksa ÖÖG'den söz edilmez.
Ali okuyamadığı için sıkıntı çekiyor. Başkalarının beş dakikada okuduğu bir metin için yirmi beş dakika harcıyor. Onlar aferin alırken kan ter içinde okuma savaşından yorgun düşmüş Ali, azar işitiyor. Onlar okuduğunu anlayıp hemen gerekeni yaparken, Ali hiçbir şey anlamamış oluyor. Al sana bir azar daha. O, olanca gücüyle mücadele ederken birileri ona söyleniyor. Dikkatsiz, tembel, isteksiz, laf anlamıyor vır... vır... vır...
Örnek içinde örnek
Matematik sınavı. Öğretmen beş problem sordu. Ali'nin matematiği iyidir. Sayıları çok seri sayar; ikişer, üçer, beşer ileriye, geriye hiç fark etmez. Toplama, çıkarma bilir. Hem de çok hızlı yapar, genellikle de hata yapmaz. Hatta sınıftakilerden daha hızlıdır matematikte. Hem üstelik onların yaptığından daha büyük sayılarla da yapabilir işlemleri. Ama sınav sonucu felakettir Ali'nin. Problemlerin hiç birini çözememiş. Evde annesi çok sinirlenir. "Sen bunların hepsini biliyorsun, sınavda aklın neredeydi?" der. Problemleri tek tek okur. Ali de tek tek yanıtlar. Hepsi doğrudur. Annesi daha da çok öfkelenir.
Okulda öğretmeni tahtaya kaldırır bir problem sorar. Ali anında çözer. Yazılı sınavın sonu yine hüsran. Öğretmen kızar, anne kızar, baba kızar. Niye yapamıyor bu çocuk...

Ah bir okuyabilse, okuduğunu anlayabilse...
Sadece matematik sınavında değil çoğunda durum aynıdır. Yıllar geçip sınıflar büyüdükçe de çok fark etmez. Ali yanıtları bilse de başarılı olamaz çünkü doğru okuyamaz, okuduğunu anlayamaz. Soruyu yanıtlaması için önce ne sorulduğunu tam olarak anlaması gerek. Bazen yavaş yavaş dikkatle okumaya çalışır ya da birkaç kez okur ama o zaman da süre yetmez Ali'ye. Bazen de 'yapmamalıdır' yerine 'yapmalıdır' okur, 'hangisi değildir?' yerine 'hangisidir?', 'bavul' yerine 'davul'...
Aslında okuma sorunu vardır Ali'nin ama bu okul başarısızlığına dönüşmüştür. Artık tüm dersleri kötüdür. Bazen tembel derler, bazen dikkatsiz, kafası almıyor, aklı çalışmıyor, kendini vermiyor... "Başka şeylere aklı eriyor, derslere gelince böyle."... Aslında iki satır yazı okumak için canı çıkıyor zavallı Ali'nin karşılığı bu mu olmalıydı.
Oysa sadece okuyamıyor. Ah bir okuyabilse geri kalanı zaten yapacak. Hatta başkası okusa yine başaracak Ali. (Yurt dışında böyle uygulamalar var darısı bizim çocukların başına.) Okuma güçlüğü okul başarısızlığına dönüştü, bu kadarla kalsa yine iyi. Bütün bu süreçte bir sürü olumsuz söz, bir sürü hakaret işitir Ali. Etiketlenir. Arkadaşları bile dalga geçer zaman zaman.
Herkesten daha çok çalış, uğraş, didin sonra herkesten daha başarısız ol. Üstüne herkesten laf işit. Kendini iyi hissetmez Ali. Kendi kendine sormaya başlar ben aptal mıyım, tembel miyim?.. O da kendi hakkında olumsuz duygular geliştirmeye başlar, güvenmez kendine. Böyle olunca giderek yapabildiğini de yapamaz olur. Doğru da yapsa "yanlıştır" diye düşünür.
Okuma güçlüğü  okul başarısızlığı  düşük benlik algısı  güvensizlik.... Bazen hırçınlık, sinirlilik, öfke, saldırganlık, bazen çekingenlik, içe kapanma, çeşitli uyum sorunları, davranış sorunları, sosyal ilişki güçlükleri de eklenir tabloya. Katlandıkça katlanır sorunlar. Kısır döngü bir yerinden kırılmadıkça çığ gibi yuvarlana yuvarlana büyür. Ali nasıl bir genç, nasıl bir yetişkin olur bilinmez ama genellikle mutlu son değildir Ali'yi bekleyen.
Tabi ki bu öykü bu kadar düz değil, her Ali'nin öyküsü birbirinden farklı, her Ali birbirinden farklı, her Ali'nin ÖÖG'si, bilişsel yetileri, öğrenme biçimi vb. özellikleri de farklı. Yaşamı olumlu ya da olumsuz etkileyen, kişinin kendisinden, ailesinden, okulundan, sosyoekonomik koşullarından gelen yüzlerce etmen var. Kimini kontrol etmek mümkün, kimini değil. Hatta bazen bunları fark etmek bile kolay değil.

Bir de üstelik!
Öğrenme güçlüğünü fark etme ve tanıma güçlüğü de bir başka sorun. ÖÖG genellikle okulla, okuma yazma öğrenmeyle ya da öğrenememeyle görülür hale gelir. Yani eğer şanslıysanız ve tabi o da şanslıysa ilkokul ikinci sınıfta gelirler danışmaya. Benim de pratikte yaşadığım genellikle ikinci sınıfın ikinci yarısı ve üçüncü sınıftır. Bazen okul öncesinde de buluşuveririz ama bazen, (pek de ender değil) ilk öğretimin son yıllarına hatta daha sonrasına rastlar karşılaşmamız...
Çocukların gelişimi eşitsiz bir sıra izler. İkisi de normal gelişen iki çocuktan biri bazı becerileri önce kazanırken, öbürü biraz gecikebilir. Benzer şekilde ÖÖG'de görülen yetersizliklerin bazıları, gelişimin farklı aşamalarında doğal olarak görülebilen şeylerdir. Örneğin okul öncesi dönemde 6 ile 9'un karışması doğaldır hatta birinci sınıfın başlarında bile. Çocuğun o güne dek kalem-kağıt çalışmalarında deneyimsiz olduğu da görülmüşse normal kabul edilebilir. (Yanlış anlaşılmasın yine de dikkat etmek, gerekeni yapmak ve ÖÖG açısından riskli gruptadır diye düşünüp önlemler almak unutulmamalıdır.) Konuşma ya da motor becerilerindeki küçük farklar gözden kaçabilir. Bu gözden kaçabilirlik de sorunun tanınmasını, dolayısıyla ele alınmasını geciktirir.
Ayrıca 'Dikkat Eksikliği', 'Aşırı Hareket Bozukluğu' ve 'ÖÖG' genellikle bir arada dolaşan, birbirine çok benzeyen, dolayısıyla birbirine çok karıştırılan üç arkadaş. Bu da bir başka zorluk.
ÖÖG'nin çeşitli tipleri, bu tiplerin de çeşitli dereceleri söz konusu. Ayrıca kişinin özelikleri, zekası, çevre koşulları vb. özellikleri ile güçlüğünü ne kadar telafi ettiği ya da edemediği belirleyicidir. Bu güçlüğe eşlik eden başka sorunların olması, olmaması ya da ne derecede olduğu da bir başka gösterge. Sonuç olarak her çocuk tek ve eşsizdir. Sorun bazen uzman olmayanlarca kolayca fark edilir niteliktedir ama bazen de ancak gerçekten uzman bir gözün tanıyabileceği bir durumdadır.
En önemlisi çocuk öğrenerek gelişen bir yapıdır. Eğer baştan başlayarak düzenli bir öğrenme sağlanamamışsa ya da uygun zamanda uygun onarımlar yapılamamışsa, klasik örnekle anlatırsak temel uygun atılmamışsa iş zordur. İşte bu zorluklarla boğuşan çocuğu erkenden tanımak, onu anlamak, uygun yaklaşımlar geliştirmek, uygun bir eğitim almasını sağlamak çok önemlidir. Her şeyden önce kendine güvenini kaybetmemesi için bir yandan güçlükleri ile baş etmesini öğretmek diğer yandan güçlü yanlarını ortaya çıkarmak ve desteklemek unutulmamalıdır.


Doktor Dergisi'nin Ekim - Kasım 2006 tarihli, 35. sayısında yayımlanmıştır.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®