anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Reklamın Reklamı

Reklamın Reklamı

Bir reklamı bu kadar çok seveceğim ve oturup onunla ilgili bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Ama aklıma gelmeyen başıma geldi. Genelde reklamları pek izlemem. Nadiren beğendiğim, çok yaratıcı bulduğum ya da tam tersine çok sinirlendiğim için izlediğim reklamlar olmuştur. Öte yandan reklam düşmanı da değilim. Ama giderek saldırganlaşan ve etik değerleri hiçe sayanlardan pek hoşlanmıyorum. Üstelik çocuğun aklını başından almaya uğraşanlar ya da çocuğu için her türlü "fedakarlığa" hazır ana babaları on ikiden vurmaya çalışanlar da biraz canımı sıkıyor. Hele bir de sunumunda çocuk kullananların bazıları insanı çileden çıkartacak durumda olabiliyor.
Reklamında çocukları pek de hoş olmayan durumlarda gösteren, daha doğrusu çocuktan çok ürün sunumuna uygun kuklalar gibi gösteren markalar bana çekici olmak bir yana itici geliyor. Alacağım varsa da almaktan kaçınıyorum. Öte yandan düşünüyorum orada poposunu sallayan çocuğun ana babası bu sorumluluğu nasıl alıyor. Yarın o çocuk sorsa "Haydi ben küçüktüm, savunmasızdım aklım ermiyordu, ya sizin aklınız neredeydi?" dese... Ya da seyreden çocuklar reklamlardaki çocuklara öykünse... Ne yapar, ne yanıt verirler acaba? Yoksa böyle yetiştirilen çocuklar bunu sorgulayacak bilinç düzeyine hiç gelemiyorlar mı?

Ama bu başka...
Benim bayıldığım reklama gelince; bunun hem başrolünde bir çocuk var hem de çocukları hedefliyor ama bu başka. Evet birden ekranda gördüğüm, büyümüş de küçülmüş kız çocuğu başka. Televizyondan gelen sesler dikkatimi çekti kafamı kaldırıp baktım. Küçük hanım "aman da aman...." diyerek karşısındaki teyzeyi seviyor. Bayıldım tekrar tekrar izlemek istedim ama mümkün değil tabii. Birden reklamları takip eder oldum ama ancak günler belki de haftalar sonra yeniden rastladım. Yine çok hoşuma gitti. Çok hoşuma gitti çünkü bana bir anımı hatırlattı.
Bana danışmaya gelen bir anne baba ile görüşüyordum yıllar önce. Anne "Benim kızım insanlara çok soğuk, çok kaba davranıyor. Kendini sevdirmiyor. Mesela yolda gidiyoruz, biri sevmek istiyor. Aman ne güzel şey deyip kafasını okşamak istiyor, hemen kızıyor kızım, kaçıyor..." diye şikayet etti. Ben de ona "Siz yolda yürürken, birisi gelip 'aman ne hoş bir hanımsın sen' deyip bir makas alsa ne hissedersiniz?" diye sormuştum.
Evet böyle garip bir alışkanlığımız var bizim. Çocuk denilen şey küçük, sevimli bir varlıktır. Süsler püsler ortalıkta dolaştırırsın. Herkes sevebilir, elleyebilir onunla ilgili laf edebilir. Herkes onun her şeyine karışabilir. Mesela mağazadaki tezgahtar abla biraz büyükçe çocuğun emziğine bakıp "Aaa çok ayıp sen kocaman abla olmuşsun" diyebilir. Restoranda yan masada oturan teyze, "Yemeklerini bitirmezsen garson amcalar babanı buradan göndermez" diyebilir. Ya da otobüsteki amca "Ay sen ne güzel şeysin benim kızım olur musun? Seni bizim eve götüreyim mi?" diye sorabilir. İyi niyetle, sevgiyle, bazen anneye babaya yardım olsun diye hatta. Yani kısacası bir çocuğu seversek gidip onu elleyebilir, başını okşayabiliriz, öpebiliriz, kucağımıza alabiliriz...
Genellikle ana babalar da buna karşı çıkmazlar. Hatta biraz da memnun olurlar. Gurur duyarlar sanki için için...

Somut düşünür çocuk
İyi de bütün bunları bir yetişkine yapabilir miyiz? Hayır yapamayız. Pekiyi bu anlamda yetişkinle çocuk arasında ne fark var? Yok, olmamalı. Bir fark varsa bu da çocuğun daha savunmasız olduğudur. Dolayısıyla söz konusu olan çocuk olduğunda davranışlarımıza, sözlerimize daha dikkatli olmamız gerekir.
Neden savunmasız? Yalnızca küçük olduğundan değil. Aynı zamanda düşünme biçimi farklı olduğundan. Yirmi yaşında birine "sen benim çocuğum ol, seni bize götüreyim" gibi şeyler söylendiğinde, o kişi bunun gerçek olmadığını, olmayacağını bilir ve gülüp geçer. Oysa küçük çocuk bunu, olabilir bir şey sanıp gerçekten de kaygıya kapılabilir. Çocuğun düşünme biçimi, dünyayı kavrayışı, söylenenleri anlaması yetişkinden çok farklıdır. Hele mecazı, soyutu hiç anlamaz. Çocuk somuttur, nettir. "Böyle yaparsan annen olmam" deyince inanır. Gerçekten annesi vazgeçecek, istifa edip artık annesi olmayacak, ona başka bir anne tayin edilecek sanır. Ne bilsin bunun mümkün olmadığını!
Yazarı hangi motivasyonla bu reklamı yazdı bilemiyorum ya da yönetmen hangi motivasyonla bu kadar iyi yönetti. Belki onların da benzer anıları vardır kim bilir? Ama kendi motivasyonlarımı biliyorum. Öncelikle çocuğun yetişkinle böyle dalga geçmesi çok hoşuma gitti. Çünkü gerçekten tam da böyle yapıyor yetişkinler. "Kaç yaşındasın sen? Ay sen ne tatlı şeysin öyle, seni bizim eve götürsem gelir misin..." Ayrıca son derece gerçek olmuş her şey. "Hah işte aynen böyle oluyor" dedirtiyor insana. Ufaklık da çok güzel oynuyor sanki tüm çocukların intikamını alır, hepsi adına dalga geçer gibi.

Farkındalık
Bu reklam satmaya çalıştığı ürünü aldırır mı, aldırmaz mı hiç umurumda değil. Hatta aldırmazsa daha memnun olurum. Çünkü sattığı pek de sağlıklı bir şey değil bence. Ama umarım en azından bazı yetişkinlerde biraz farkındalık yaratır.
Farkındalık yaratır da çocukların üzerine çok fazla gitmezler. Olur olmaz sevmeye, gerekli gereksiz öğüt vermeye, müdahaleye kalkmazlar ya da yapanlara izin vermezler.
Farkındalık yaratır da böyle tuhaf saldırılara maruz kalan çocuğun kendini koruma çabası anne babası tarafından aman çok soğuk, çok çekingen vb. diye tanımlanmaz. Hatta daha da fazlası anne baba da çocuğun davranışının arkasında durur.
Biz sıcak kanlı, dokunmayı seven, sevmeyi seven bir toplumuz. Kültürümüz böyle. Hiç fena da değil böyle olması ama abartmayalım lütfen. Çocuğumuz küçük yaştan itibaren yakınlarıyla, yabancıları ayırd etmeyi kendi bedenine kendi izni olmadan dokunulmayacağını, kendi sınırlarını koruma hakkının olduğunu öğrenmelidir. Ayrıca ancak kendi sınırlarının bilincinde olan bireyler diğerlerinin de sınırları olduğunun farkına varabilir. Unutmayalım.

Doktor Dergisi'nin Haziran - Temmuz 2007 tarihli 39. sayısında yayımlanmıştır.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®