anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Gecikmiş Konuşma Üzerine - 2

Gecikmiş Konuşma Üzerine - 2

Gecikmiş Konuşma – 1'de neler yazmışız?
Her çocuğun bireysel gelişim zamanlaması farklıdır. Her farklılık bir sorun demek değildir. Bazen fark yalnızca farktır. Olağan dil ve konuşma gelişiminin temel aşamalarını özetleyen liste ile çocuğumuzun durumunu karşılaştırarak bir sorun olup olmadığı yönünde kaba bir ayrım yapabiliriz. (Ancak çocukla birlikte yaşayan kişilerin kulakları çocuğun konuşmasına alışık ve onu anlamaya yatkın olduğundan her zaman pek nesnel olunamayabileceğini de unutmamak gerek.) Konuşmanın ilk basamağı anlamaktır. Çocuğun dil ve konuşma becerileriyle ilgili bir kaygımız olduğunda ilk gözden geçirmemiz gereken işitme olmalıdır. Her zaman olduğu gibi erken harekete geçmek son derece önemlidir.
Dil ve konuşma gelişimi yaşından beklenen düzeyde olmayan çocuklar dikkatle ele alınmalıdır.

Çünkü...
Karşımızdaki çocuk şu ya da bu şekilde yaşından beklenen konuşma becerisini göstermiyorsa bu durum pek çok şeyin işareti olabilir. Bir başka deyişle birçok sorunun ilk habercisi ya da aile ve yakın çevrenin ilk dikkatini çeken belki de ilk görünür olan konuşmadır. Pekiyi bu durumda neler olabilir, neler düşünülmeli?
Bu durum gerçekten sadece bir geç konuşma ya da eklemleme bozukluğu sorunu olabilir, başka bir sorun da olmayabilir. Ancak bunu bir bakışta görmek ya da bu kadar net bir gelecek kestiriminde bulunmak incelemeden, hemen kolayca olmaz. Bazen küçük müdahaleler, yönlendirmeler, önerilerle aileye rehberlik edilerek bazen de çeşitli derecelerdeki tedavi edici eğitim çalışmalarıyla çocuk akranlarını yakalayabilir hatta geçebilir. Bu sorun gelişim sürecinde yaşanmış bağımsız bir sorun olarak geride bırakılabilir. Aslında ben bu yazıda daha çok böyle bir duruma dikkat çekmek ve buna yönelik olarak ailelerin neler yapması ya da neler yapmaması gerektiğini anlatmak istiyordum ancak dil ve konuşma konusu o kadar ayrıntılı ve o kadar çok başka şeyle iç içe geçmiş durumda ki başka konulara dağılmadan edemiyorum.

Dil Nedir, Nasıl Gelişir?
Dil düşüncedir. Düşüncenin ortak simgelerle ifade edilebilir şeklidir. Konuşulan, okunan, yazılan şeylerin içeriğidir ya da bunlardan anladıklarımızdır; jestleri, mimikleri, işaretleri de içerir. Dili başlıca ikiye ayırabiliriz: Alıcı dil ya da anlama ve ifade edici dil ya da konuşma.
Dil gelişimi hala tam olarak açıklanamamış mucizevi süreçlerden biri olarak durmaktadır. Net bir açıklama ortaya konamamış olmakla birlikte bu süreçteki temel gereksinimler ya da olmazsa olmazlar sıralanabilir. Aşağıdakiler, iyi bir dil gelişimi için gerekli olan temel alt yapılardır.
1.İşitebilen, bir sözcüğü diğerinden ayırt edebilen yeterlilikte kulaklar.
2.Kendisine ulaşan sözcük ve cümlelerin anlamlarını işlemleyebilen, depolayabilen ve gerektiğinde yeniden üretebilen, uygun nöronal altyapı.
3.Çocuğun yakın çevresinde sözcüklerin ne anlama geldiğini, nasıl kullanılacağını, yan yana dizilerek nasıl cümleler oluşacağını örnekleyen bir model.
4.Edindiği sözcükleri kullanma, iletişime girme gereksinimi ve ilgisi.
5.İletişime katılan ve bunu pekiştirerek karşılıklılığı sağlayan ilgili bir kişi/ortam.
Bu temel alt yapılar yeterli düzeyde olmadığında çocuğun alıcı dili yani anlaması gelişemez. Ana babalar genellikle çocuğun konuşup konuşmadığıyla daha çok ilgilidirler ama görüldüğü gibi asıl olan duyma ve dili anlamadır. İfade edici dil yani konuşmaya geçmeden önce bu süreçlerin üzerinde daha ayrıntılı olarak durmak istiyorum.

Giriş Kapısı
Yukarıdaki sıraya göre ilk olarak işitmeden başlarsak, kendi pratiğimde yaşadığıma bakarak söylüyorum, ailelerin nedense en çok reddettikleri, kontrole gerek duymadıkları ve kesinlikle sorun olmadığını düşündükleri alan işitmedir. Genellikle "odyometriye gerek yok biz duyduğuna eminiz, televizyon sesini her yerden duyuyor, adını söyleyince bakıyor, işitmesinde bir sorun olamaz..." türünden açıklamaları sık sık duyarım hatta ısrar ettiğimde küsüp gidenlere de rastladım. Ancak her şeye rağmen eğer bir çocuk iletişim, dil, konuşma alanlarında sorun yaşıyorsa MUTLAKA VE MUTLAKA İŞİTME MUAYENESİ yapılmalıdır. Hem teorik olarak okuduklarımız, hem de mantıksal düşünme bunu söyler. Daha sonra anlatacağım gibi konuşma çok etmenli bir süreçtir ama giriş kapısı kulaktır. Kapıda bir sorun varsa, uyaranlar kapının önünde yığılıyorsa ya da süzülerek, çok azalarak içeriye sızabiliyorsa zaten anlama süreci başlayamaz.

Ali ve Can
Bir kaç olgu örneğini paylaşarak bu konuda yaşadıklarım ve hissettiklerimi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum.
Ali yaklaşık 5 yaşındaydı otistik olduğu düşünülüyordu. Bir şeyler aklıma oturmadı KBB uzmanının görmesini istedim. Ciddi bir işitme kaybı bulundu. Ali'yi izlemediğim için ayrıntıları bilmiyorum ama gelen haberler her şeyin yoluna girdiği yönündeydi. Bu çocuk okuyorsa şimdi muhtemelen üniversite yıllarında olmalı. Umarım öyledir.
Can 3,5 yaşında hiç konuşmayan çok hırçın, sinirli, huzursuz ciddi obsesyonları olan bir çocuktu. Daha önce bir kaç eğitimci görmüş hatta biraz da çalışılmış ama ilerleme olmamıştı. Anneye göre Can'ın işitme kusuru olamazdı. "TV seyrediyor, kapı çalınınca koşuyor hatta kapıyı ve telefonu kendinden önce açan olursa olay çıkarıyordu". Anneyi işitme muayenesine zor ikna ettim. "Benim hatırım için" bu gereksiz işi yapmayı kabul etti ve odyometri ile her iki kulakta da ciddi işitme kaybı saptandı. İşitme cihazı önerildi. Biz Can'la uzun yıllar çalıştık. Çok zeki, çok çabuk öğrenen bir çocuktu. İlköğretim okuluna başladığında hem sorunsuz konuşuyor hem de okuyup yazabiliyordu. Daha sonra da başarılı bir şekilde devam ettiğini biliyorum. Şu sıralar o da lise de olmalı diye düşünüyorum. Yolu açık olsun.
Sanıyorum ailelerin bu işe karşı duruşu, işitmeme ya da görmeme dendiğinde bunun genellikle "yüzde yüz yoksunluk" olarak algılanmasından kaynaklanıyor. Oysa bilindiği gibi çeşitli şekillerde ve derecelerde işitememe söz konusu olabilir. Örneğin çocuk yüksek sesi bir gürültü gibi algılıyor olabilir. Duyuyor ama benzer sesler arasındaki can-çan / yıl-yol / bavul-davul gibi küçük farkları algılayamıyor olabilir.
Can örneğinde yaşadığım bir başka yanlışlık geldi aklıma: Anne işitme sorunu olmadığına kanıt olarak, söylediklerini Can'ın uyguladığını anlatıyordu. Ancak ayrıntılandırınca anladık ki, bu durum yalnızca annenin farkında olmadan kullandığı jest ve mimikler, görme, koku alma gibi diğer duyularla fark edilen ya da sürekli yinelenen olay ve durumlarda böyleydi. Örneğin anne mutfaktan yemeklerle çıkıyor, "Haydi yemeğe" deyince Can gelip masaya oturuyor. Anne de bunu Can'ın işitmesi olarak yorumluyordu.
Bir de çeşitli nedenlerle oluşmuş geçici işitme kayıplarına dikkat edilmeli. Uzun süren ve iyi tedavi edilemeyen orta kulak iltihabı sonucu sıvı birikmesi vb. durumlarda da bu sorun ortadan kalkıncaya kadar çeşitli derecelerde işitme kaybı oluşmuş ve hatta bazen fark bile edilmemiş olabilir. Tabii bunlar kalıcı hasarlara da yol açabilecek sorunlardır ama bir dönem bile sürmesi eğer bu dönem çocuğun konuşmayı edinme sürecine denk geliyorsa dil ve konuşma gelişiminde ciddi aksamalara, gecikmelere neden olacaktır.
Neyse ki doğumda ve daha sonra belli dönemlerde işitme görme kontrollerinin yapılması giderek yaygınlaşıyor. Umarım istisnasız her yeni doğan için yapılabilir bir duruma gelir. Bilindiği gibi artık her yaş ve her durumdaki çocuğun işitmesini test etmenin mümkün olduğu teknikler var.

Gecikme Neleri Düşündürmeli
İkinci maddeye yani birçok işlevi sürdürebilecek bir nöronal alt yapının gerekliliği konusuna gelirsek. Çeşitli psikolojik, psikiyatrik, nörolojik sorunlar ve bu sorunların getirdiği bilişsel yetersizliklerden söz edebiliriz. Yaygın Gelişimsel Bozukluk başlığı altında sayılabilecek çeşitli hastalıklar, Cerebral Palsy, Epilepsi, zeka geriliği vb durumlar dil gelişimini engelleyebilir, geciktirebilir ya da çeşitli aksamalara, yetersizliklere neden olabilir.
Bu sorunların hepsi ille de dil ve konuşmada bir sorun yaratacaktır gibi düşünülmemelidir. Örneğin epilepsisi olduğu halde yaşamında da, dil gelişiminde de pek bir sorun yaşamayan çocuklar olabileceği gibi epilepsinin genel bilişsel gelişimi ve buna bağlı olarak dil gelişimini çeşitli derecelerde etkilediği durumlar da görülebilmektedir.
Öte yandan zeka geriliğinin dili bir şekilde etkileyeceği en azından kısıtlayacağı açıktır. Ancak burada da zeka geriliğinin derecesiyle dil gelişimi arasında doğru orantılı bir ilişkiden söz etmek zordur. Hatta bazen genel becerileri açısından bakıldığında daha yetersiz olduğu düşünülen bir çocuğun dil gelişiminin daha iyi ilerlediği, buna karşılık genel becerileri daha iyi görünenin dil gelişiminin daha sorunlu olduğu olgularla da karşılaşılabilir. Böyle durumlarda zihinsel yetersizliğin dışında tespit edilemeyen nörolojik sorunların da sürece eklendiği düşünülebilir.
Özgül Öğrenme Güçlüğü ya da Aşırı Hareket Dikkat Eksikliği durumlarında da dil becerilerinde aksamalarla karşılaşmak olasıdır. Verilen mesaja, anlamayı gerçekleştirecek kadar uzun süre odaklanamama, bilgiyi depolama güçlüğü, depolanan bilgiyi gerektiğinde bulup çıkarma ve kullanma zorlukları yine dil yetersizliği olarak karşımıza çıkabilir.
Burada üzerinde durmak istediğim bir başka nokta da şudur: Genel başlıklarla saydığımız sorunlar ya da daha ayrıntı da pek çok sendromun ilk habercisi genellikle konuşmadaki aksama olmaktadır.

Ne Kadar Uyaran O Kadar Gelişme
Yukarıda saydığımız alıcı dilin olmazsa olmazlarının son üç maddesini birlikte ele alabiliriz. Dil ve konuşmanın tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz demiştik ama bildiğimiz bir gerçek var ki bebeğin doğduğu andan başlayarak hem dil gelişimi hem de genel gelişimi için çevresinden bol uyaran almaya gereksinimi var.
Çocuğun beynindeki alıcıların özellikle yaşamın ilk yıllarında uyarılmaya gereksinimi büyüktür. Beyinde hücreler arası yeni bağlantılar kurulması ancak uygun uyaranlarla mümkündür. Yeni bağlantı sayısı arttıkça beynin işlevi de gelişecektir. Çocuk bir şeye dokunduğunda, ona bir şey söylendiğinde, bir resim, nesne, kişi, yer vb. gösterildiğinde bu alıcılar uyarılmış olur. Bunlar olmadığında çocuğun tüm gelişim yüzlerinde; öğrenmesinde, dil ve konuşma gelişiminde, dinlemesinde hatta motor becerilerinde çeşitli derecelerde sorunlar kaçınılmaz olacaktır.
Burada hemen bir başka önemli konuya değinmek istiyorum. Çocuğa uyaran vermek adına televizyon, bilgisayar ya da çeşitli eğitim CD'leri kullanılıyor ancak bu pasif bir süreçtir. Oysa bebeğin aktif olarak diğer insanlara katılmaya, anlamlı deneyimler ve karşılıklılık yaşamaya gereksinimi vardır. Çocuğun iletişim becerilerinin gelişiminde bebeklikten itibaren aileyle ilişkisi ve etkileşiminin rolü büyüktür. Hiçbir teknolojik araç bunun yerini tutamaz.
Önümüzdeki sayıda ifade edici dil yani konuşma konusuna devam etmek üzere...

Doktor Dergisi'nin Ekim - Kasım 2008 tarihli 47. sayısında yayımlanmıştır.

Sevgili Süleyman köşesinden yazıma takılmış ama öte yandan da yazının tamamını okumadığını itiraf ediyor bu durumda tartışmak pek doğru değil. Sayın "Bilimsel editör"ümüz lütfen yazının tamamını okuyun sonra tartışalım.
Yine aynı yazısında "anlamanın çözüme yetmediğine dikkatimizi çekmemiş" diyor Özyalçın. Evet haklı çözüme yetmeyebilir ama çözüme giden yolun ilk basamağı olduğu da bir gerçek. 4-5 yaşta 2800 sözcüğün anlaşılması konusu bizim ülkemiz koşullarına ne kadar uyuyor diye de sormuş. Bence çok uygun. Anlar bizim insanımız. Hem de çok daha fazlasını, ama konuşmaz...



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®