anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Gecikmiş Konuşma Üzerine - 3

Gecikmiş Konuşma Üzerine - 3

Konuşma Nedir?
İfade edici dil ya da konuşma en yalın tanımıyla, düşüncelerin sözcük biçimindeki seslerle ağzımızdan çıkmasıdır.
• Dış ya da beyinden kaynaklanan bir uyaran karşısında beyin bir düşünce üretir (Bilişsel işlevsellik).
• Bu düşünceyi bir başkasına iletmek ister (İletişim gereksinimi).
• Beyin ne söyleneceği ve nasıl söyleneceği ile ilgili tüm bilgileri ilgili organlara ve onları yöneten kaslara iletir (Sinirsel ve psiko-motor yeterlilik). Beyin konuşma üreten dil, dudak ve ağız kaslarına uygun uyaranları gönderdiğinde bu kaslar da beynin iletilerini gerçekleştirebilecek güçte ve eşgüdümlü çalışabilir durumda olmalıdır. Ayrıca akciğerlerde yeterli hava bulunmalı, göğüs kasları bu havayı ses tellerine iletebilecek ve titreştirebilecek güçte olmalı, ses telleri sesleri net ve duyulabilir yükseklikte çıkartabilecek kadar iyi çalışmalıdır.
• Üretilen sözcükler işitme duyusuyla izlenir (Geri bildirim).
Yukarıda özetlediğimiz konuşma üretim döngüsü, söylediğimizi dinleyecek, iletişime hazır birinin olması ile sonlanır. Bu döngüdeki herhangi bir aksama da doğal olarak sonucu yani konuşmayı etkiler.
Aksamanın nerede ya da nerelerde ve nasıl olduğuna, nedeninin ne olduğuna bağlı olarak sorunun ciddiyetinin de farklılaşacağı açıktır.

Dil ve Konuşma Bozukluklarının Altında Neler Olabilir?
Çocuğumuzun konuşması yaşından beklenen düzeyde değilse neler düşünmek gerektiğinden geçen iki yazıda da söz ettim ama burada yeniden bir toparlamakta yarar görüyorum:
1.İşitme ile ilgili bir sorun olabilir.
2.Yukarıda saydığımız konuşma döngüsünde yer alan organlarda ya da bunların eşgüdümünde bir sorun olabilir.
3.Dil ve konuşmayı düzenleyen nörolojik yapılarda bir sorun olabilir. Bunlar ciddi beyin hasarlarından, saptanamayacak ölçüde çok küçük hasarlara uzanan geniş bir yelpazede yer alabilir.
4.Çeşitli derecelerde ve çeşitli tiplerde zeka gerilikleri olabilir.
5.Otizm ve benzeri bozukluklar olabilir.
6.Psikiyatrik bir sorun olabilir. Burada da ağır depresyon, çocukluk çağı psikozları çeşitli travmalar akılda bulundurulmalıdır.
7.Yetersiz çevre koşulları, ihmal ya da aşırı ilgi, koruma olabilir.

Bir Kuşkumuz Varsa...
Çocuğumuzun dil ve konuşma gelişimiyle ilgili en ufak bir kuşku olduğunda hiç beklemeden bir uzmana danışmalı, "Büyüyünce geçer"den vazgeçip bir an önce önlem almak yeğlenmelidir. Bazen bir tek görüşme bile birçok hatayı önlemekte, uygun öneriler birçok şeyi kolaylaştırmaktadır.
Öncelikle eğer bir sorun varsa bir an önce gerekenlerin yapılması gelişmekte olan biri için daha önemli olacaktır. Örneğin 15 yaşında bir gencin işitme kaybı yaşaması sadece işitme kaybıdır ve bunun getirdiği güçlüklerdir. Ancak konuşmayı kazanmamış iki yaşında bir çocuğun işitme kaybı aynı zamanda konuşamaması demektir. İşitme kaybının yaşına, derecesine süresine bağlı olarak belki de hiç konuşamamasıdır.
Erken harekete geçmek eğer altta yatan esas neden buysa otizm, zeka geriliği gibi durumların erken fark edilmesi, böylece de erkenden eğitime başlanması ya da diğer nörolojik, psikiyatrik sorunlarda gerekli tedavinin bir an önce başlaması anlamına gelmektedir.
Öte yandan okul öncesi yılların çocuğun eğitiminde ne kadar önemli olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Bu yıllar çocuğun hızla öğrendiği, geliştiği pek çok şeyin temelinin atıldığı kaybedilmemesi gereken, kaybedildiğinde de telafisi güç ya da olanaksız olan yıllar.
İyi konuşamayan çocuk, konuşmaktan kaçınır, oyunlarda az konuşur, sohbete katılmaz, şarkı söylemekten kaçar... Bu kaçınma da konuşma gelişimini engeller. Kaçındıkça gelişmez, gelişmedikçe kaçınır. Uygun bir yolla kırılmadıkça bu kısır döngü devam edip gider.
Çocuğun dil ve konuşma bozukluğu basit ve zamanla kaybolacak bir türden de olsa, böyle olduğunu incelemeden kim garanti edebilir? Düzelinceye kadar yaşanacak sıkıntıları nasıl telafi ederiz? Ali 5 yaşında oldukça zeki bir çocuk, basit bir artikülasyon bozukluğu var, K yerine T, R ya da L yerine Y sesi çıkarıyor. "Töpet havyadı" deyince arkadaşları dalga geçiyor. Öğretmeni ya da ailesi bazen Ali'nin ne söylediğini anlamakta güçlük çekiyor. Böyle durumlarda Ali çok üzülüyor. Konuşmasının anlaşılmadığının farkında. Genellikle az konuşuyor, "Efendim, ne dedin?" dendiğinde yok bir şey deyip geçiştiriyor ya da öfkelenip bağırıp çağırıyor. Özellikle okuldan eve döndüğünde müthiş sinirli oluyor. Anne ve babasıyla da arası bozuldu.
Görüldüğü gibi artık Ali'nin sadece konuşma sorunu yok. Hatta belki bir süre sonra konuşma sorunu bir şekilde düzelecek ama artık ailesi ve arkadaşlarıyla ilişki sorunu var, benlik algısıyla, kendine güvenle ilgili sorunları var. Diğerlerinin onu algılamasıyla ilgili sorunlar var; "Haylaz, hırçın, sinirli çocuk..." Kısacası isteklerini rahatça ifade edememe, anlaşılamama, akranlarından farklı olma, eleştirilme ve düzeltilme; çeşitli derecelerde gerginlik, saldırganlık, öfke nöbetleri, güvensizlik, çekingenlik, utangaçlık, içe kapanma, sosyal ilişkilerden kaçınma hatta bütün bunlar okul öncesinde halledilememişse okul başarısızlığı nedeni olabilmektedir.

"Israr Terapisi"
Toplumumuzda çok yaygın olan benim de çok sık karşılaştığım bu terapi yaklaşımından söz etmeden geçemeyeceğim. Ana yaklaşım: çocuğun söylediğini anlamamak, istediği şeyi söylemesi için ısrar etmek ve böylece de konuşmasını sağlayabileceğini sanmak. Çocuk ba – u – de – op gibi yarım yamalak beş on sözcük söylemekle söylememek arası, ama portakal suyu içmek istediğinde dolaptan portakalı alıp annesine vermek ya da masanın üzerindeki portakal sıkacağını işaret etmek yerine portakal suyu demesi için onu anlamazlıktan geliyoruz. Hiç konuşamayan çocuk bunu nasıl söylesin? Uğraşıp kendine bir çıkış yolu bulmuş işaretle, taklitle işini halletmeye, sorununu çözmeye çalışıyor. Bu çözüm yoluna da engel olup iyice sinir mi edelim? Sonra da "Ay bu çocuk niye bu kadar sinirli, portakalları fırlatıyor..."
Tabii ki leb demeden leblebiyi anlayın gibi bir öneride bulunduğum anlaşılmasın ama bir şekilde zaten sıkıntısı olan çocuğun sıkıntısını da arttırmayalım.
"Israr terapi"nin bir başka çeşidi de şöyledir: Çocuk örneğin "R" sesini çıkaramaz çünkü dilini yukarı kaldıramıyor dolayısıyla dil bu sesi çıkartmak için gerekli olan pozisyona gelemiyor. Biri alır çocuğu karşısına "Rrrr de bakayım" diye başlar. Rrrresim, rrradyo... diye devam eder. Tekrarlatır da tekrarlatır. Çocuğun sıkıntısına mı yanayım, yanlışın pekiştiğine mi...
Unutmayalım, "haydi tekrar et, bir daha söyle, doğru söyle, dikkat et de söyle…" hiç kullanmamamız gereken sözcükler olmalı.

Çocuğun Dil ve Konuşma Gelişimini Destekleyen Bir Ortam Nasıl Olmalıdır?
Çağdaş dil edinim kuramları, çocukların dile ilişkin bilgiyi öğretim yoluyla öğrenmediklerini, yaşantıları içinde dilin kurallarını çözerek kendi kendilerine edindiklerini kabul etmektedir. Bu durum, 0-6 yaş çocuğuna, yaşadığı ortamlarda dili kavrayabileceği ve geliştirebileceği olanaklar yaratmanın önemini açıkça göstermektedir. O halde nelere dikkat etmeliyiz:
• Çocukların her yaptığını denetleme, her yanlışını düzeltme, her konuda onların yerine karar verme çabasından vazgeçilmelidir.
• Çocuklara dinlemeleri, konuşmaları, soru sormaları için fırsatlar verilmeli, somut yaşantılar sağlanmalıdır.
• Çocuğun iletişim çabaları yanıtsız bırakılmamalı aksi halde bu çabaların kaybolabileceği, ne kadar çok geri bildirim alırlarsa o kadar gelişecekleri bilinmelidir.
• İletişimde, karşılıklılık dolayısıyla dinleme ve sıra alma (bir sen, bir ben) önemlidir.
• Dinlemek; göz teması kurarak, başka bir şeyle ilgilenmeden, göz ucuyla gazeteye, televizyona bakmadan, aklımızın ve dikkatimizin tümünü ona yoğunlaştırarak sadece çocuğu dinlemektir.
• Çocuğa sözle ya da beden diliyle dinlendiğini, ilgilenildiğini, onaylandığını hissettirmek; konuşmasının işe yaradığı, önemli olduğu duygusunu vererek konuşma gayretini pekiştirecektir.
• Çocuğun sözle ya da hareketle anlattığını söze dökerek geri bildirim vermek de dinlendiği ve anlaşıldığı yönünde bir işaret olacaktır.
• Konuşması için çocuğa yeterli zaman verilmelidir. Çocuğun, düşüncelerini toparlayabilmesi, uygun sözcüğü bulabilmesi ve rahatça ifade edebilmesi için yetişkinden daha uzun süreye gereksinimi olacağı unutulmamalı sabırsızlık gösterilmemelidir.
• Çocukla yavaş, tane tane, basit sözcüklerle, basit cümlelerle, isimlendirerek çok fazla ayrıntıya girmeden konuşulmalıdır. Aşırı konuşmak, moda olduğu üzere her şeyi açıklamak, çok ayrıntı, çocuğun dikkatini dağıtıp hiçbir şey algılamamasına da neden olabilir. Az ve öz bilgi verip çocuğun sormasına pay bırakmak, sordukça ve sorduğu kadar yanıtlamak daha geliştirici olacaktır.
• Çocuğu gündelik işlere katmak birlikte iş, alışveriş, spor vb. yapmak, bunları yaparken de sesli hareket etmek, gündelik yaşamı seslendirmek yani yapmakta olduğunuz şeyi eş zamanlı olarak söze dökmek oldukça yararlıdır.
• Çocuğa bol bol yönerge vermek; "ayakkabılarını getir, üst çekmeceden kırmızı kazağını al, elmayı tabağa koy..." dinleme, anlama, izleme becerilerini geliştirmek için çok yararlıdır.
• Tabii ki her türlü oyun oynamak tüm gelişim yüzleri için olduğu gibi dil ve konuşma becerileri için de olmazsa olmazdır.
• Bütün bunları yaparken yetişkin gibi konuşmaya, bebekçe ya da bebeksi bir konuşma olmamasına dikkat edilmeli. Özellikle çocuğun farklı konuşmasını taklit etmek onun acemiliklerini pekiştirmek anlamına gelecektir.
• Hatalı ifadeleri düzelterek tekrarlamak; "Tedi detti." diyen çocuğa "A evet kedi geçti. Ne güzel kedi. Gel kedi gel." Gibi şeyler söyleyerek doğru söylenişi duyurmak uygundur ancak "Hayır tedi değil kedi, haydi söyle..." demek çok zarar verebilir. Çünkü genellikle çocuklar hatalı söylediklerini fark etmezler ve rahatça konuşurlar. Ancak biz böyle davrandığımızda konuşmalarında bir sorun olduğunu hissettirerek, konuşma kaygısına kapılmalarına neden olabiliriz.
• Çocuğun her şeyini tam ve eksiksiz yapmak, onun tüm düşünme, araştırma, akıl yürütme, sorun çözme, soru sorma, hareket etme vb. becerilerini kısıtlamaktır.
• Unutmayalım ki okuma-yazma becerileri de, konuşma ve dinleme becerilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenle okul öncesi dönemde çocukların anadillerinde yeterliliğe ulaşmalarına yardımcı olacak her türlü girişim ve etkinlikten yararlanılmalı, dinleme ve konuşma fırsatları yaratılmalı, cesaretlendirilmelidir.

Daha fazla bilgi için:
Yabancı kaynaklı pek çok kitap, süreli yayın ve web sitesi önerilebilir ancak bunları tek tek sıralamak mümkün olmadığından sadece bir adres vermekle yetineceğim: www.asha.org . Ancak internette yapılacak küçük bir gezintide pek çok kaynağa kolayca erişilebilir. Türkçe olarak pek fazla kaynağımız yok ancak son yıllarda yayımlanan kitaplar bu alanda büyük bir boşluğu doldurmaktadır.
• 100 Soruda Dil ve konuşma Bozuklukları
Ed: Prof. Dr. Barış Korkmaz
Doğan Kitap, İstanbul, 2008
• Beyin ve Dil
Prof. Dr. Barış Korkmaz
Yüce yayıncılık, İstanbul, 2005
• Çocukta Dil ve Kavram Gelişimi
Ed: Prof. Dr. Seyhun Topbaş
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2003

Doktor Dergisi'nin Aralık 2008 - Ocak 2009 tarihli 48. sayısında yayımlanmıştır.

Televizyon dizilerini geçmek üzereyim. Üç sayıdır (kekemelik konusunu da sayarsak dört) konuşma konusunda konuşuyoruz. Söylenecek çok şey var bu konuda. Hem çok etmenli, hem çok şeyi etkileyen, hem de pek çok başka sorunla kesişen; aynı zamanda benim de anlatacak çok fazla sözüm olan bir alan. Ama bu sefer ne yapıp edip toparlayacağım konuyu, daha fazlasını öğrenmek isteyenler için öneriler de yazının sonunda. İyi konuşmalar...



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®