anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Hep Anne? Hep Anne? Oysa Babalar da Var!

Hep Anne? Hep Anne? Oysa Babalar da Var!

Bu başlığı bir kitaptan yürüttüm. Ama yabancı değil, sevgili arkadaşım Doç. Dr. Oya Güngörmüş Özkardeş'in "Baba Olmak" adlı kitabından.
Gerçekten de hep anne, hep anne. Dikkat edin günlük konuşmalar da bile hep anneden söz ederiz. Öğretmen anneyi çağırır, anneye tembih eder; doktor "Annesi nerede bu çocuğun?" der, anneye sorar, anneye anlatır. Bunlar gibi bir sürü örnek buluruz da, asıl önemli olan neden böyle? Teorik olarak iki insanın ortak ürünü değil mi bu çocuk, ikisi de kanunen eşit haklara sahip değil mi çocuk üzerinde? Soruların yanıtı kuşkusuz "evet" ama uygulamada eşitlik yok.
Erkekler gerçekten bu işleri beceremez mi? Biyolojik olarak biberon tutmalarını, alt değiştirmelerini, oyun oynamalarını engelleyecek bir durum olduğunu sanmıyorum. Babalar mı kaçıyor çocukla uğraşmaktan, yoksa anneler, bazen de anneanneler, babaanneler mi fırsat vermiyor; yoksa genellikle olduğu gibi önyargılarımız mı işleri karıştırıyor?
Araştırmacılar bile anne çocuk ilişkisini araştırmaktan ve yazmaktan baba çocuk ilişkisini irdelemeye pek fırsat bulamamışlar gibi görünüyor. Sırf anne çocuk ilişkisinin bu kadar yüceltilmesinden dolayı babalar korkup kaçmış ya da bu konuda kendilerini önemsiz, değersiz hissetmiş olabilirler mi? Daha yakında, pek ünlü bir hekimimizin çocuğun yaşamında babanın önemi yoktur gibi bir takım sözler söylediğini kendi kulaklarımla duydum. Bu yorumları duyan babalar "Aman ben biraz kenarda durayım da çocuğum annesinden mümkün olduğunca fazla faydalansın" mı diyorlar acaba.
Özkardeş, babalık konusundaki çalışmaların 1980'li yıllardan önce başladığını ama 90'larda yaygınlaştığını, günümüzde ise biraz daha yoğunluk kazandığını, babalara karşı bu ilgi artışında en önemli etmenin ise yine anneler yani kadının toplum içindeki rolünün değişimi olduğunu anlatıyor.

Hamile Babalar
Kitapta, hamilelikten başlayarak baba bebek ilişki üzerinde durulmuş ve hamile babalar dört gruba ayrılmış:
1.Eşiyle birlikte hamile olan babalar.
2.Eşinden daha çok hamile olan babalar.
3.Görevini yerine getirmenin huzuruyla hayatına eskisi gibi devam eden babalar.
4.Hamileliğe karşı olan babalar.
Birlikte doğurmakla ilgili ayrıntılar anlatılmış ve bebeği olan babada neler değiştiği konusunda ilginç bir araştırma sonucu var. Doğuma yakın babaların hormon düzeylerinde bazı değişiklikler olduğu; testesteron ve estradiol düzeylerinin düştüğü buna karşılık prolaktin ve kortisol düzeylerinin yükseldiği görülmüş.

Doğum ve Baba Olmak
İlkel kültürlerde babalığa geçiş törenlerinden de örnekler anlatılmış kitapta. Bunlardan birini paylaşmak istiyorum: Kadın doğum sürecindeyken, erkek de bir yatağa yatırılıyor ve kadının doğumdaki hareketlerini taklit ediyor. Böylece hem topluluk bebeğin babasının kim olduğunu anlıyor hem de baba kötü ruhları kendine çekerek anne ve bebeği koruyor. İlginç değil mi?
ABD'de 1974 yılında babaların doğuma katılmasına izin verilmiş ama uygulama ancak 80'li yıllarda, hastanelerin % 80'inde başlayabilmiş. Biz de ise henüz pek yaygın olmadığını biliyoruz. Oysa çalışmalar bu uygulamanın hem anne hem de baba için olumlu sonuçlar verdiğini bildiriyor.
Doğumdan sonra bebeğin annesine ve diğerlerine bağlanmasıyla ilgili çeşitli yaklaşımlar kısaca özetlenmiş, bebeklerin anne ve babalarına verdikleri farklı tepkiler anlatılmış.
Bir yandan bunları yazarken bir yandan da düşünüyorum. Acaba doğumdan birkaç gün sonra anne işe başlasa, sabah çıkıp akşam gelse ve bütün bakımı baba üstlenseydi bebek kime daha çok bağlanırdı? Kaldı ki nadir olmakla birlikte böyle örnekler de yok değil. Bebeğin bakımını eşit derecede üstlenen ana babalar ise daha çok. Özellikle de çalışma zamanını kendi düzenleyebilen kişilerin nöbetleşe çocuklarına baktıklarını biliyorum. Yani olabiliyor. Erkeğin de bu işleri yapabilirlikle ilgili bir sorunu yok, bebek de babasına "Sen yapma" demiyor. Bu arada "Hayır sen yapma annem yapsın" diyen daha büyük çocuklar yok mu diyeceksiniz? Tabii ki var ama "Hayır babam yapsın" diyenler de var. Burada mesele analık babalıktan çok 'kaprislilik' oluyor ki bu da bir başka tartışma konusu olduğundan buradan hızla uzaklaşıp yine kitaba dönüyorum.

Aklınızda Bulunsun
Her bölüm sonunda yapılan özetlerle okurun işi kolaylaştırılmış ve bilgiyi toparlamasına yardım edilmiş ayrıca yine her bölüm sonunda özetten sonraya "Aklınızda Bulunsun" bölümü eklenmiş ve burada da ufak tefek ipuçları verilmiş babalara. Hepsi güzel ama biri çok sık karşılaştığımız, çağımızın sorunlarından; "Çocuklar, babalarının ne kadar para kazandığını umursamazlar, sadece onlara ne kadar zaman harcadığınızla ilgilenirler." Aklıma Aziz Nesin'in dizeleri geldi. Oyuncak filan boş; yanımda ol, benimle ol, beni sev yeter duygusunu ne güzel anlatıyor. Gerçi genellikle olduğu gibi şiir de anne ile ilgili ama siz annem yerine babam diyerek okuyun fark etmez.

"Ne uçurtma uçurdum
Ne çember çevirdim
Ne de zıpzıp oynadım
Ama annem öperdi beni
Ne bir bayramlık giydim
Ne doğum günüm kutlandı
Ama annem öperdi beni
Öperdi Okşardı"

Aslında şiir için söylediklerim kitap için de geçerli, öyle işe yarar öneriler var ki bunları babalar yerine anneler diye de okusanız doğruluklarından bir şey kaybetmezler. Kaldı ki anneler aman bu kitap babaları ilgilendiriyor deyip geçmesinler, okusunlar ve onlar da eşlerine alan açsın, sorumluluk versin ve yapabileceklerine güvensin (Bütün anneler alınmasın sözüm babaya güvenmeyen, anne çocuk koalisyonuyla babayı grup dışı bırakan annelere.) Bu iş biraz da egzersiz işi. Yaptıkça, yapabildiğinizi gördükçe daha çok yapar olursunuz, onun için egzersiz fırsatı yaratalım babalara.

"Önemli Konular"
Önemli konular çünkü zeka, başarı vb dediniz mi akan sular durur. Hani belki buradan yakalarız babaları diyorum… Olumlu baba çocuk ilişkisinin, çocuğun zihinsel gelişimi ve akademik başarısını olumlu etkilediğini gösteren çalışmalar anlatılmış ve çocuğunuzun beynini de besleyin diyerek çok pratik öneriler sıralanmış. Çocuğun cinsel gelişiminde babanın rolüyle ilgili de pek çok bilgi aktarılmış, tabii bu konuda kaynak da daha çok. Babanın cinsel gelişim üzerindeki etkileri, baba çocuk konusunda en çok araştırılmış olan konulardan biri diyor yazar ve çocukların hangi tip babaları model aldıklarını anlatıyor: "Uyumlu; çocuklarıyla sıcak, sevgi dolu ve destekleyici ilişkileri olan; çocukların bakımında daha aktif; çocukların eğitiminde daha çok söz sahibi; cezaya dayalı bir disiplin anlayışını benimsemeyen."
Eh artık, babalar model alınmak istiyorlarsa buna göre ayaklarını denk alacaklar.
Yine kitaba dönersek, ocuğun kişilik gelişimine, benlik kavramına, ahlaki gelişimine, uyum ve davranış bozukluklarına babanın etkisi; çeşitli nedenlerle baba yoksunluğu gibi birçok konu anlatılmış ve bu durumlarla başa çıkmak için öneriler verilmiş. En son olarak da daha iyi baba olmanın gerekleri üzerinde durulmuş.
Babalarla ilgili çok az sayıda çalışma olduğunu daha önceden de söylemiştim. Özellikle bu nedenle çok önemli bir çalışma bu kitap; hem ilgiyi babalara çekeceğini hem de babaların ilgisini çekeceğini umuyorum.
Az sayıda çalışma demişken AÇEV'in önemli çalışmalarından biri olan "Baba Destek Programı"nı da atlamamak gerek. "Çocuğun gelişiminin desteklenmesinde babalar da en az anneler kadar önemlidir" sloganıyla yola çıkılan ve 1996'dan beri sürdürülen bu programda hedef kitle 3-11 yaşları arasında çocukları olan ve okuma yazma bilen, her eğitim düzeyinden babalar. Onların çocuklarının gelişiminde daha etkin ve olumlu bir rol oynamaları için geliştirilmiş bilimsel temelli bir eğitim programı olan BADEP'in hedefi, babaların çocuk gelişimi ile ilgili bilgi düzeylerini arttırmak, iletişim becerileri kazandırmak ve daha demokratik bir tutum benimsemelerini sağlamak. Daha fazla bilgi için: acev.org

Sonuç olarak
Uzun lafın kısası, aile bir bütün. "Onun her şeyiyle ben ilgileneyim babası benim kadar beceremez", "Babamızın işi çok, o çalışsın ben babayı aratmam" ya da "Bu işler kadın işi ben dışarıda çalışıyorum, her dediklerini alıyorum ne gerekiyorsa annesi yapsın" demekle olmuyor. Kimse kimsenin yerini tutamıyor. Herkes yerine sahip çıksın.

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
Pek şiirli bir yazı olacak ama baba çocuk ilişkisinden bu kadar söz edip de Can Yücel'in, dönemin Milli Eğitim Bakanı olan babası Hasan Ali Yücel'e yazdığı şiiri hatırlamamak mümkün değil. "Ne güzel anlatmış oğul Yücel, babaya hayranlığı, özlemi, uzaklığı, işin kendisine tercih edilmesini daha neleri neleri ama ille de ondan etkilenmeyi" diyeceğim ama diyemiyorum. Ne yazsa güzel yazan bir adama böyle de denmez ki! Ne haddime. En iyisi şiiri okuyalım.

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardanbitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla - ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi de gidici- hep, hepp acele işi!-
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

40'ı geçerse ateş, çağ'rırlar İstanbul'a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ'mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh, dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Can Yücel

İlgilenenler İçin
"Baba olmak" Doç.Dr.Oya Güngörmüş Özkardeş,
Remzi Kitabevi, Aralık 2010.

Doktor Dergisi'nin Şubat - mart 2011 tarihli 61. sayısında yayımlanmıştır.

"İyi baba olmak doğuştan getirilen bir yetenek değildir. Öğrenilebilir. Babalık hakkında yazılmış kitaplar, eğitim programları iyi bir başlangıç noktası olabilir. Ama tıpkı çocuklarda olduğu gibi öğrenmenin en etkili yolu yaparak/yaşayarak öğrenme'dir." (Baba Olmak, sayfa:111)



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®