anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim? - 2

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim? - 2

Hatırlarsanız önceki yazımızda DEHB'li çocuğumuzun özelliklerini tanımaya çalışmış ve ana babanın neler yapabileceği konusuna değinerek ayrıntıları bu yazıda ele almayı planlamıştık. Şimdi çocuğun içinde bulunduğu ortamı düzenleyerek işe başlayabiliriz.

Ortamın Düzenlenmesi
Ortamın düzenlenmesi ilk aşamada yapılabilecek, basit ama oldukça etkili bir yaklaşımdır. Genelde çocukların tutarsızlık, belirsizlik karşısında ve iyi plan-lanmamış ortamlarda sanılanın aksine kafaları karışır. Beklenebileceği gibi bu du-rum, DEHB'li çocuğumuz için biraz daha fazla karışıklık demektir. Dolayısıyla günlük rutinlerin mümkün olduğunca değişmediği, belirgin sınırların olduğu ortamların sağlanması önemlidir. Dış ortamdaki her türlü uyarıcı, dikkati başka bir yöne çekebilir ve DEHB'li çocuğun bu çekime karşı koyacak gücünün olmadığını, duygu ve düşüncelerinin karmaşık olduğunu, plan program yapmakta güçlük çektiğini de artık biliyoruz. O halde bu düzenlemeleri yaparak; ortamın, günlük işlerin ve zamanın iyi düzenlenmesiyle işleri kolaylaştırabiliriz.

Ortamı düzenlemek için ipuçları
Çocuğun odasının düzenlenmesinde, dikkat çeken, uyarıcı, parlak ve ko-yu renklerden, iri desenlerden kaçınmalı, onun dikkatini dağıtacak nesneleri azaltmalı, sade düzenlemeleri tercih etmeliyiz.
Televizyon, bilgisayar gibi uyarıcıları çocuğun odasından çok, ortak kul-lanım alanlarında bulundurmalıyız.
Oyuncakların el altından uzakta, görüş alanının dışında, mümkünse kutu-larda, dolaplarda olması da özellikle okul çocukları için kolaylaştırıcı olacaktır.
Çalışma masasının üstünün boş, çocuğun yüzünün de duvara (Tabii duva-rın da boş olması şartıyla) dönük olması sağlanmalıdır. Çalışırken oturduğu san-dalyenin ergonomik olmasına dikkat edilmelidir.
Ayrıca tek başlarına çalışırken dikkatlerini sürdürmekte daha çok zor-lanacakları için ödevlerine yardımcı olacak bir yetişkinle birlikte çalışmaları, en azından aralıklı olarak denetlenmeleri yararlıdır. Mutlaka kısa molalar verilmeli, bir oturuşta tüm dersleri bitirip kalkmaları beklenmemelidir.

Bazıları daha hassastır
DEHB'li bazı çocuklar seslere, kokulara, tatlara, beden temasına daha has-sas olabilirler. Bu çocuklar yemek seçimi, giysi seçimi, bulunulan ortam gibi konu-larda çeşitli sıkıntılar yaşayabilir ve dolayısıyla yaşatabilirler. Önemli olan çocu-ğun bu hassasiyetini bilip gereksiz çekişmelerden kaçınmaktır. Kokusu ağır geldiği için falanca yemeyi yemeyen ya da kolunu sıktığı, kaşındırdığı için filanca kıyafeti tercih etmeyen, hep aynı çorabı giymek isteyen çocukla inatlaşmak boşunadır. Tam tersine bu rahatsızlıkları öğrenip gerekli tedbirleri almak çok basit bir düzenlemedir ama herkes için çok da rahatlatıcıdır.

Zaman ayırmak
Hepimiz çevremizden ilgi ve sevgi görmek isteriz, birçok gereksiniminin karşılanmasında anne babaya ihtiyacı olan bir çocuk daha da çok ister. Hatta öyle ki 'olumlu ilgi' göremeyen çocuklar; kızma, bağırma, cezalandırma vb 'olumsuz ilgi'yi bile ilgi sayarlar. İlgi görmek o kadar önemlidir ki, 'olumsuz' da olsa ilgi görebilmek için çabalarlar. Yani ana baba sadece olumsuz davranışlarla ilgilendiğinde ne yazık ki bunları pekiştirmiş olur. Oysa her gün düzenli olarak çocukla beraber zaman geçirmek (Tamamıyla çocuğa ayrılmış, en azından yarım saat) uygun şekilde, olumlu ilgi göstermektir. Bunun önceden belirlenmiş bir program dahilinde düzenli olarak yapılması, etkinlik seçiminin, zaman yönetiminin tamamen çocuğa bırakılması, özellikle eleştirmekten, yönlendirmekten kaçınılması önemlidir.

Uyumlu davranışları pekiştirmek
İyi yaptığımız, beğenildiğimiz, övüldüğümüz şeyleri yaptıkça yapmak isteriz. Çünkü asıl istediğimiz beğenilmek, övülmektir. Bu mekanizmayı aklımızda tutup günlük yaşam içinde çocuğun olumlu davranışlarını fark etmek, bunlardan dolayı onu takdir etmek, övmek, küçük şeylerle ödüllendirmek olumlu davranışları pekiştirecektir. Tabii bu arada olumsuz davranışları görmezden gelmek gerektiğini, aksi halde olumsuz da olsa ilginin onları pekiştireceğini artık biliyoruz ve ilgilenilmeyen davranışların bir müddet sonra en azından azalacağını da biliyoruz. Ne kadar sorunlu davranışları olursa olsun tüm çocukların olumlu yanları vardır ve bu olumlu yanların arttırılıp olumsuzların azaltılması önemlidir.
Nasıl başlayacağını bilemeyenler için küçük bir ipucu: Çocuğun yapmaktan hoşlanacağı ve kolaylıkla yerine getirebileceği küçük görevler verilerek işe başlanabilir. Verilen görevin basit ve net olmasına, o sırada çocuğun başka bir şeyle meşgul olmamasına dikkat edilmelidir. Görevi yerine getirebilmesi olabildiğince kolaylaştırılır ve sonunda da bu görevi nasıl başarıyla gerçekleştirdiği konusunda övülür. Bunu birkaç kez yaşattığınızda artık kolaylaştırıcılara da gerek kalmayacak, çocuğunuz görevi keyifle yerine getirecektir. Tabii bu sadece olumlu bir başlangıç yaratmak içindir. Bu yapının yerleşmesi, çocuğun diğer davranışlarına aktarılması için yetişkinin dikkatine, sabrına, gayretine her zaman ihtiyaç olacaktır.

Doğru iletişim, etkili yönerge verme
Bir şey istediğimizde kendimizi doğru ve etkili bir biçimde ifade etmemiz, cümlelerimizin anlaşılır olması, istediğimizin gerçekten yapılabilir bir görev olma-sı, isteme zamanımız, yeterince tekrarlamamız (Gereğinden çok tekrarın çocuğu bizim sesimize sağırlaştıracağını akılda tutmakta yarar var.) gibi ayrıntılar görevin anlaşılması ve yerine getirilmesi açısından oldukça önemlidir.

İletişim için ipuçları
Konuşurken çocuğunuzun yanına gidin, uzaktan seslenmeyin.
Göz teması kurun, dokunun, sizi dinlediğinden emin olun.
Onunla konuşurken diğer sesleri azaltın, müziği kısın, televizyonu kapatın.
Basit, sade cümleler kurun, net ifadeler kullanın.
Artarda bir sürü istek sıralamayın, bir seferde tek bir şey isteyin.
Söylediğiniz bir şeyi defalarca tekrar etmeyin.
Ona ne yapmamasını değil, ne yapması gerektiğini söyleyin.
"Sen zaten, yine olmadı, ne …… çocuksun" gibi eleştirel cümleler kullan-mamaya özen gösterelim. Bunların çocuğa kendini kötü hissettireceğini ve işleri daha da karmaşıklaştıracağını aklımızda tutalım.

Övgü yetmediğinde
Bazen davranış sorunlarıyla başa çıkmada, olumlu davranışlara yöneltmede övgü yeterli olmayabilir. Bu durumda daha etkin yöntemlere gerek duyulabilir. Bunlardan biri çeşitli ödül ve cezaların kullanılmasıdır. Ancak iyi düşünülmeden, rastgele kullanılan ödül ve cezaların da işleri karmaşıklaştırmadan öteye gideme-yeceğini bilmemiz gerekir. Aslında çocuğa ceza vermek de, ödül vermek de sanılanın aksine pek kolay şeyler değildir.
Önce kısaca ceza vermenin belli başlı kurallarını sayalım:
1.Cezaya son derece az başvurulmalı, daha çok olumludan yola çıkmak yani olumlu davranışı ödüllendirmek seçilmelidir.
2.Ceza davranışın doğal sonucu olmalıdır. Örneğin çocuk ödevini evde unut-tuğu için öğretmeninden azar işitir ya da zayıf not alır vb. Böylece zaten yaşantı çocuğa doğal olarak cezasını vermiştir. Burada tekrar anne ya da babanın ceza olarak başka bir şeyi kısıtlaması çocuğun bu konudaki dikkatini dağıtmaktan ve öfkesini anne babaya kaydırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
3.Ceza kararlaştırıldığı biçimde ve tutarlı olarak uygulanmalıdır. Bazen af-fetmek; affedilmek için ısrar etme, yalvarma, ağlama, tepinme vs. davranışlarını pekiştirmeden başka bir işe yaramaz.
4.Ceza davranışın hemen ertesinde uygulanmalıdır. Pazartesi yaptığı bir hata için önümüzdeki hafta sonu gezmeye götürmemek çok uzak bir hedeftir.
5.Cezanın hangi davranışla ilgili olduğu açık ve net olmalıdır.
6.Verilecek cezanın çocuk için bir anlamı olmasına dikkat edilmelidir.

Mola vermek
İstenmeyen davranışın durdurulmasında uygulanabilecek etkin bir yöntem de 'mola zamanı'dır. Bu yöntem çocuğun, istenmeyen davranışının hemen ardından belirli bir süre ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Aslında her iki taraf için de durma, dinlenme, meseleyi gözden geçirme ve yeniden yapılandırma, daha sakin bir tu-tumla yeniden başlama anlamına gelir. Özellikle saldırgan, zarar verici, tepkisel davranışlar için uygun bir yaklaşımdır.
Daha herhangi bir sorun olmadan önce çocukla birlikte mola uygulaması planlanmalı, hangi davranışlar için, nasıl, nerede ve ne kadar zaman olacağı önce-den kararlaştırılmalıdır. Mola yeri çocuğun ilgisini çekecek, bulunmaktan memnun olacağı bir yer olmamalı, tamamen kapalı, kilitli, karanlık korkutucu ortamlardan da kesinlikle kaçınılmalıdır. Amaç çocuğu tehdit etmek ya da korkutmak değil sa-dece gerçekten "mola almak"; durmak ve kendine gelmektir. Süre her yaş için bir dakika olarak düşünülmelidir. Yani beş yaşındaki çocuk için beş dakika uygun bir zaman olacaktır. Bir saat kurularak "çalıncaya kadar beklemelisin" denmesi çocu-ğun anlamasını ve uyumunu kolaylaştıracaktır.

Ödül puanı vermek
Ödül vermek de yine belli kurallarla yapılması, iyi tasarlanması gereken bir konudur. Burada en kolay uygulanabilir olanı çeşitli puan sistemleri kurmaktır.
Örneğin derse oturma güçlüğü olan bir çocukla belli bir saatte derse otur-ma konusunda anlaşma yapılır. Çocuğun da uygun bulduğu bir saat olmasına gayret gösterilir. Bir hatırlatma yapıldığında ya da saat çaldığında hemen derse oturur-sa, kutuya bir pul atmak, çizelgeye bir yıldız çizmek gibi önceden kararlaştırılmış, çocuğa da cazip gelen işaretleme sistemleri kullanılır. Daha sonra yine önceden karar verilmiş koşullara uygun olarak ödüller kazanılır. Hafta boyunca topladığı pul sayısı kadar stiker, on yıldız biriktiğinde bir gofret, altı gülen yüz olduğunda birlikte kızmabirader oynamak vb. Puanlama sistemi çocuğun yaşına uygun olarak basitleştirilebilir ya da karmaşıklaştırılabilir.
Çocuğun hangi görevleri yaparak hangi puanları alabileceği ve bu puanlara karşılık kazanabileceği ödül listesi hazırlanır. Bunların tamamı çocukla birlikte kararlaştırılmalıdır. Kendi karar verdiği şeyleri uygulamak çocuk için daha kabul edilebilir olacaktır. Başlangıçta küçük olumlu davranışları ödüllendirerek başlamak kolaylaştırıcı ve cesaretlendirici olur. Sistem oturduktan sonra giderek çıta hafif hafif yükseltilebilir hatta uygun olmayan davranışlarda puan kaybetmek gibi şartlar da eklenebilir. Tabii mutlaka çocukla anlaşarak.

Özetle…
1.Çocuğu olduğu gibi kabul edin. DEHB nörobiyolojik bir bozukluktur. Başe-dilebilir, ancak yok edilemez. Tıbbi yardımlar ve davranış değiştirme yöntemleri ile %80 oranında düzelme sağlanabilir.
2.DEHB'yi ve tedavi yaklaşımlarını iyi tanımak önemlidir.
3.Kriz anında sakinliğinizi koruyun. Sakin kalabilmek için elinizden geleni yapın. Öfkelenip bağırarak çocuklarınızı sakinleştirip denetim altına almanızın imkanı yoktur.
4.Düzeninizi oturtun. Evde ve okulda düzeni sağlayın. Neyin ne zaman ola-cağını bilmek ve alışkanlıkların oluşması oldukça önemlidir.
5.İletişimin açık ve net olmasını sağlayın, genellikle en büyük sorunlar bu noktadan çıkabilir.
6.Krizleri tetikleyen olayların neler olduğunun farkına varmaya çalışın. Bun-ları önceden tahmin edip gerekli önlemleri almak işleri çok kolaylaştırabilir.
7.Olumlu yaklaşım çok önemlidir. Çocuğa yöneltilen dikkat olumsuz olduğun-da herkes gerginleşir, ilişkiler gittikçe gerilir ve saldırgan bir tutum ortaya çıkar.
8.Bu yazıda özetlenen davranışsal teknikleri uygun biçimde kullanmayı öğ-renmek yararlı olacaktır. Bunlar doğru kullanıldığında işler önemli ölçüde kolayla-şır.
Ancak şunu da unutmamak gerek bu yazıda anlatılanlar çok küçük bir özet ve genel bir yaklaşımdır. Oysa her çocuk ve dolayısıyla her sorun tektir. 'O kişi' için bir tedavi ve/ya da eğitim planı yapılmalıdır. Neyin uygun olup olmadığı, neyin ne zaman, ne şekilde, ne kadar süre için yapılacağı, nasıl sonlandırılacağı gibi dü-zenlemelerin konunun uzmanları rehberliğinde olması en uygunudur.
Prof Dr.Haluk Yavuzer'in editörü olduğu, Ana–Baba okulu adlı kitapta yer alan "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nda Anne-Babanın Yapabilecekleri" adlı yazımdan kısaltılmıştır. (s.375-402) Remzi Kitabevi, İstanbul, 2011.

Doktor Dergisi'nin Haziran - temmuz 2012 tarihli 69. sayısında yayımlanmıştır.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®