anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Zihin Karışıklığı ve Zihin Karıştırıcılar:Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

Zihin Karışıklığı ve Zihin Karıştırıcılar:Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

Çok yoğun olduğum bir dönemin çok yorucu geçmiş bir akşamı geç vakitlere doğru… Sonunda çalışma odamın rahat koltuğuna kendimi bırakmanın dayanılmaz hafifliği içindeyim. Televizyonun karşısına geçtim, ayaklarımı pufa uzattım oyalayıcı bir şeyler bulup gevşemek amacıyla zaplıyorummmmmmmmmmm "Aman tanrım bu da ne şimdi?" birileri öyle cümleler söylüyor ki birden koltuktan fırladım ve "Eyvah!" dediğimi hatırlıyorum. "Eyvah zavallı çocuklar!".
Birden gözümün önünden geçmeye başladılar. Şu anda ya da önceden eğiti-mini üstlenmiş olduğum ama aynı zamanda ilaç tedavisinde olan ve nasıl olumlu bir değişim, gelişim içinde olduklarını bildiğim çocuklar. Elbette yalnız benim eğiti-mimdekiler değil, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan tüm çocuklar için öfkelendim, telaşlandım. " "Ya bırakırlarsa, ya ana babalar bundan etkilenirse? Ya bu çocukların gelişimleri sekteye uğrarsa hiç mi vicdanı sızlamaz bu adamların?"
Yoo sızlamaz! Niye sızlasın ki, bir kısmının dünyadan haberi yok. Hiç aylar-ca, bazen yıllarca böyle bir çocukla birlikte çabalamışlar mı? Ufacık bir şeyi öğ-retmek için kırk takla atmışlar mı? O çocuğun yapamadığı için yaşadığı üzüntüyü hissetmişler mi? Böyle bir çocuk karşısında çaresiz kalan ana babalarının, yardım etmeye çalışan bir uzmanın (öğretmen, pedagog, psikolog, hekim vb) hissettiklerini bilmeleri mümkün mü? Tabii ki değil. Ne olacak? Sırtlarında yumurta küfesi yok ya!
O günden sonra bu konu takıldı zihnime, biraz sanal sularda gezindim me-ğer bu programın öncesinde bir başka program yapılmış. Hatta bir hafta sonra-sında da bir başkası yapıldı. Ondan önce bir takım gazete yazıları varmış. Daha sonra da bir takım yazılar oldu. Aslında bunlar bu alanda çalışan bizler için hiç yabancı değil. Zaman zaman ısıtılıp ortaya konur bu konu. Kim bilir konu kıtlığı olunca heyecan mı veriyor bir takım başka nedenler mi var bilemiyorum. Ama tabii herkes bir yerlerden para kazanıyor. Bazıları mesleki sorumluluk, etik tutum gözeterek, bazıları gözetmeksizin… Bazıları insan sağlığını onararak, bazıları tahrip ederek… Ne yapalım beş parmağın beşi bir olmaz.

Dök içini, rahatla
Yazılıp çizilenleri izleyince zihnimde bazı şeyleri tartışma gereksinimi duydum. Sonra bunu kendi kendime yapacağıma şurada okurlarla paylaşayım dedim. Yoksa amacım kimseyle tartışmak değil. Biriyle tartışmak da çok anlamlı gelmiyor zaten. O kadar ayrı dillerden konuşurken tartışmak da, uzlaşmak da olası değil. Ben kendi kendime biraz içimi döküp rahatlamak, biraz da okura farklı düşünme biçimleri sunmak istiyorum yapabildiğimce. Asla ben en iyi, en doğru bilirim de demek istemem çünkü bunun kimse için mümkün bir şey olmadığını biliyorum en azından. İnsan öğrendikçe bilgisi artıyor ama ne kadar bilmediğinin de farkına varıyor. Öyle ya ancak yeni bilgiler, yeni soruları, yeni merakları tetikleyebilir.

Garantili yöntemlerin garantisi…
Zaten hayatım boyunca "Ben bunu kesinlikle çözerim, yüzde yüz tedavi ederim, bu işi bitiririm, şu kadar zamanda şuna son…" diyenlerden hep kaçtım. Etrafımdakilere de, bana başvuranlara da hep bunu söylerim. Bu işlerin garantisi olmaz, biri garanti veriyorsa yalan söylüyor diye düşünürüm. Bu konuda daha fazla şey söylemek istemiyorum çünkü Prof. Dr. Y. Yazgan'ın "Bilim insanının çakmasını nasıl anlarız?" başlıklı yazısı bunu ve daha fazlasını çok güzel anlatıyor. İlgilenen için; http://hiperaktifcocukokulda.blogspot.com
DEHB'ye dönüp konuyu düşünmeye teşhis kısmından başlarsak; konuşulan-lardan yazılanlardan şöyle anlaşılıyor. Sanki ana baba ya da öğretmen "bu çocuk hiperaktif" diye getiriyor da bizim zavallı çocuk psikiyatrlarımız, hemen "hay hay" deyip yazıyorlar reçeteyi. Bunun için mi bu adamlar bunca yıl dirsek çürütmüşler. Bu kadar basit olabilir mi bu iş? Bir çocuk herhangi bir sorunla başvurduğunda uzman şöyle düşünür: Evet başvuru nedeni bu, ama benim gördüğüm, benim bulgularım, benim gözlem ve incelemelerimin ne olduğu önemli. Siz midem bulanıyor diye doktora gidersiniz. Apandisit ameliyatı olmaktan tutun da basit bir reçete ya da tavsiyeyle çıkmaya kadar kırk seçenek söz konusudur. Uzmanın işi hastanın ya da onu getirenin dediğini yapmak değil, onların dediklerini de göz önüne alarak "Nesi var?"ı araştırmaktır.

DEHB Tanı Süreci
DEHB tanısı koymakta kullanılabilecek tek ve tartışmasız bir teşhis aracı söz konusu değildir. Bugün hiçbir psikometrik ya da organik değerlendirme bul-gusu tanı koydurucu olarak kabul edilmemektedir. O nedenle DEHB konusunda deneyimli olan bir klinisyenin, çocukta hareketliliğe neden olabilecek diğer du-rumları devre dışı bırakacak şekilde, çok yönlü veri toplaması gereklidir.
Öncelikle öğrenme ve dikkati etkileyebilecek görme ve işitme bozuklukları, nörolojik bozukluklar, duygusal sorunlar, beslenme bozuklukları, alerjik sorunlar, kullanılan ilaçlar gibi ayrıntıları içeren gelişimsel ve tıbbi öykü alınmalıdır. Çocuğun evde ve okulda sergilediği duygusal, sosyal, davranışsal ve akademik özellikler hem aileden hem okuldan ayrıntılarıyla öğrenilmeli ve bütün bunlar çocukla yapılan test ve incelemelerle birleştirilerek bir sonuca varılmalı ve buna göre bir tedavi planı yapılandırılmalıdır.

Az bil, az düşün…
Gariptir insan zihni seçicidir baskın olanı korur. Akıllarda hep istenen ya da belirgin olan kalır. Çocuk psikiyatrına gidip de ilaç önerilmeden çıkanların sayısı belki daha çoktur ama zihnimiz bunu arıyorsa biz ilaç verilenleri sayarız, diğerlerini görmezden geliriz. Bunun istatistiği zor. Gerçi neden zor olsun devlet hastaneleri, fakülte hastaneleri rahatlıkla böyle bir istatistik çıkarabilir. Kaç çocuk başvurmuş, kaçına ilaç reçete edilmiş? Hatta alan daha da daraltılabilir. Kaç çocuk DEHB yakınmasıyla başvurmuş, kaçında bu tanı doğrulanmış, kaçına ilaç reçete edilmiş?
Tabii daha önce dediğim gibi az bilince iş kolay. Büyük şehirde olunca da, sadece bu taraftan bakıp akıl yürütünce de iş kolay, çocuk psikiyatrının yardımla-şacağı birçok başka uzman, başka destek sistemleri var. Uzaktakiler ne yapsın. Ülkemizin falanca ücra köşesinde günde şu kadar hasta bakmak zorunda olan ço-cuk psikiyatrının ekibinde psikolog, pedagog, özel eğitim uzmanı, duyu bütünleme terapisti gibi uzmanlar var da çocuğu göndermiyor mu?

Ekip çalışması
Üstteki örnekten kolayca tahmin edilebileceği gibi DEHB, aslında bir ekip çalışmasıyla ele alınması gereken ve mümkün olduğunca da böyle ilerleyen bir ko-nudur. Örneğin üniversite hastanelerinde çalışmalar bu şekilde sürdürülmektedir.
Şimdi şunu duyar gibiyim: "Psikiyatrlar ile psikolog, pedagog, psikolojik da-nışmanlar geçinemiyorlar ki birlikte çalışsınlar. Bazı yazılarda bu çatışmanın da altı çizilmiş ama komik ki iki satırda bir bu kavramlar karıştırılmış. Belli ki neyin ne olduğu, kimin ne iş yaptığı çok net değil yazarın zihninde. Olsun fark etmez maksat üzüm yemek değil, bağcı dövmek zaten.
Hazır kalemimiz değmişken bu konuda da iki laf söylemek isterim. Psikologlar, psikolojik danışmanlar testten başka şey bilmez diyen psikiyatrlar olduğu gibi, psikiyatrlar ilaçtan başka şey bilmez diyen psikologlar da vardır. Daha yakında bir televizyon programında kulaklarımla duydum. Allahtan programın sunucusu katılımcılardan daha bilgiliydi de mesele biraz açıklığa kavuşur gibi oldu. Özellikle son bir yıldır çok daha görünür olan "Kim psikoterapi yapar?" tartışmaları bağlamında çok kısa bir özet yaparsak söz konusu bütün bu mesleklerden olmak kendi başına belirleyici değildir. Önemli olan bu temel eğitimin üzerine kişinin hangi alanda uzmanlaşmış olduğu ve psikoterapi eğitimi alıp almadığıdır. Bir psikoterapi eğitimine herkes eşit koşullarda başlar ve bitirir. Kişi hekim olduğu ya da psikolog olduğu için aynı zamanda otomatik olarak psikoterapist olmaz. Ya da benzer şekilde her pedagog, her psikolog DEHB ile çalışmaz. Herkes her şeyi bilemez, bilmeye kalkınca da bildikleri yanıldıklarına yetmez. Uzun lafın kısası, bu iş bir ekip işi. Bizler de sanılanın aksine kanlı bıçaklı değiliz.

Tedavi planı bileşenleri
Örneğin evde, okulda, arkadaş ilişkilerinde ve ders başarısında sorunlar yaşayan, DEHB tanısı almış bir ilköğretim birinci kademe öğrencisi için ana hatlarıyla aşağıdaki gibi bir düzenleme yapılabilir.
1)İlaç tedavisi
2)Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi bağlamında ana baba eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi
3)Okul-öğretmen-rehberlik servisi ile yakın temas ve işbirliği sağlanması
4)Eğer varsa Özel Öğrenme Güçlüğü ve diğer sorunlara yönelik çeşitli eğitimsel, psikolojik ve tıbbi yardımların organizasyonu.
İhtiyaca göre bunların tamamı ya da bir kısmı devreye girer.

Bir çırpıda aklıma gelen dört kitap var. Altı psikiyatr tarafından yazılmış dört kitap. Eğer okursanız göreceksiniz bu kitaplarda uzun uzun anlatılan ilaç değil. Davranış değiştirme yöntemleri. Ana babaya yol gösterme ön planda. Gördünüz mü bizim psikiyatrlarımız ilaçtan başka şeyler de biliyormuş.
Ercan, E.S., Aydın, C., (1999). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu. Gendaş, İstanbul.
Semerci, B., Turgay, A., (2007). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu. Alfa Yayınları, İstanbul.
Sürücü, Ö., (2003). DEHB Anababa - Öğretmen El Kitabı. Ya- Pa, İstanbul.
Yazgan, Y., (2010). Hiperaktif Çocuk Okulda, Doğan Kitap, İstanbul.
Yanlış anlaşılmasın bu psikiyatrların bir kısmını iyi tanırım ama bir kısmını yolda görsem tanımam DEHB'li çocuklardan başka kimsenin avukatlığını yapmaya niyetim yok. Zaten kimsenin de buna ihtiyacı yok ama bu çocuklarla çalışan biri olarak benim psikiyatrlara ihtiyacım var. Eğitim ya da psikoterapinin yerini tuta-cak ilaç henüz keşfedilmedi ama ilacın yerini tutacak eğitim ya da psikoterapi de yok. Gerektiğinde bir arada kullanamazsak bu çocukların işi zor olur.
Öte yandan tıbbın önemli bir kuralı: "Hastalık yok, hasta var". Yani bir ol-gunun, bir yaşantı ya da gözlemin genellenmesi başka alanlardaki gibi değil. Bilim-sel kuralları var. Gözleminizin doğruluğu, genellenebilir olmasına yetmez. Tersi de doğru, farklı bir gözleminiz olması doğru kuralı yanlışa döndürmez. Her vaka için yeniden yapılanmalısınız. Zaten uzmanlık da bu değil mi? Yoksa internetten ya da gazeteden oku oku uygula, televizyondaki sağlık şovlarından izle izle yap, iyi düşün iyi olsun uzmana ne hacet. Çok gerekirse son yılların modası yaşam koçları da var. Daha olmadı bir meşhur şov kızımızın dediği gibi al koynuna yat, her derde deva. Ama gerçekte işler böyle yürümüyor. Bu çocuklarla burun buruna çalışmak televizyonlarda romantik şovlar yapmaya benzemiyor.

Sözde uzmanlar
Dağıldım galiba eh ortalık o kadar toz duman ki bir dokun bin ah işit duru-mundayız. Çocuk ve ergen psikiyatrı ve hatta erişkin psikiyatrı olmayan uzman hekimlerin bu alanda at koşturmalarını, sabah programlarında şov yapmalarını mı istersiniz. Üstelik anında teşhis; herkesin içinde "O zıplamadı, o bağırmadı çünkü onda bir sıkıntı var" diyerek bir çocuğu gösterip onu ısrarla yanına çağırarak eti-ketlemekten kaçınmayan, hiçbir mesleğin meslek etiğine uygun olmayan bu davra-nışı yapmaktan hiçbir sıkıntı duymayanları mı, meslekle uzaktan yakından ilişkisi olmayan spikerlerin sohbet programlarında ahkam kesmesini mi, internette her-kesin aklına geleni yazmasını mı, köşelerde olan bitenleri mi? Hangi birini sayayım.
Neyse biz yine toparlanıp DEHB konusuna dönersek; DEHB var ufak bir yönlendirmeyle işler yoluna girer fazla bir şeye gerek kalmaz ilacın İ'si kimsenin aklından geçmez. DEHB var dünyayı seferber eder her koldan çabalarsınız ama baş edemezsiniz. Kısacası her çocuk ve dolayısıyla her sorun tektir. 'O kişi' için bir tedavi ve/ya da eğitim planı yapılmalıdır. Neyin uygun olup olmadığı, neyin ne zaman, ne şekilde, ne kadar süre için yapılacağı, nasıl sonlandırılacağı gibi düzen-lemeler konunun uzmanları rehberliğinde olmalıdır.
Bir de başka pek çok durumda da dikkatimi çeken bir konudur. Bizim aklı-mız çok etmenliliğe ermiyor. Biz hep tek bir neden istiyoruz. Bu mesele, şu şu ve bu etmenlerin çeşitli derecelerdeki bileşimlerinden olabilir gibi bir cümleye gelen yanıt genellikle şöyle oluyor: Peki ama neden? Hatta bir tek neden söylemezseniz nedeni yokmuş ya da daha ötesi, bir şey yokmuş manasına da gelebiliyor. İnsan hayatı, aklımıza gelen gelmeyen birçok şeyin devreye girdiği, üstelik neyin ne kadar etkileyeceğini de her zaman bilemeyeceğimiz, çok etmenli ve sürekli devinen, aynı zamanda birçok alt sistemin de birbiriyle etkileştiği kocaman bir sistem. Üstelik psikolojik süreçler daha da çok etmenli. Yani, bu budur diye kesip atmak kolay değil ya da bazılarına çok kolay… Ama işte o zaman da çocuklarımızın işi zor.

Hastane Dergisi'nin Ocak - şubat 2012 tarihli 74. sayısında yayımlanmıştır.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®