anasayfa / yazılarımız / Dr. Psikolog Nilgün Peker / Sınava Hazırlanan ?Kaygılı? Çocuğunuza Yardımcı Olabilirsiniz

Sınava Hazırlanan ?Kaygılı? Çocuğunuza Yardımcı Olabilirsiniz

Çocuğunuz ister “Lise Giriş Sınavı (LGS)”na, ister “Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)”na hazırlanıyor olsun, sizler anne baba olarak, çocuğunuzun geleceğini etkileyeceğine inandığınız bu sınavlarda, onlara yardımcı olmak ve yanlarında olmak istersiniz. Bunun için de elinizden gelen maddi ve manevi fedakarlığı yaparak, “en iyi” kursları ve “en iyi” yardımcı öğretmenleri araştırabilirsiniz. Hatta evdeki yaşantınızda ve aile hayatınızda da önemli değişiklikler yaparak adeta çocuğunuzla birlikte kampa girebilirsiniz. Tatillerinizden bir seneliğine vazgeçip bu dönemde eve misafir kabul etmiyor olabilirsiniz. Sırf sınava hazırlanan çocuğunuzun konsantrasyonu bozulmasın ve ders çalışma konusunda motivasyonu devam etsin diye!.....

Sizler en iyi ders çalışma ortamını, en iyi motivasyonu sağladığınıza inanırken, çocuklar da çalıştığı halde istediği başarıyı elde edemeyince “Ben bu çocuğa nasıl yardımcı olabilirim? Bildiği halde heyecandan yapamıyor!....” diye üzülüp tedirgin olabilirsiniz. İşte burada sonucu etkileyen büyük olasılıkla sınav kaygısıdır.

Sınav kaygısı yaşayan çocuğunuza nasıl yardımcı olacağınıza geçmeden önce onların neler yaşadıklarına ve neler düşündüklerine bir bakalım. Sınav kaygısı yaşayan çocuklarla sohbet edildiğinde çoğunlukla birbirine benzer öyküler anlatırlar:
“Üç soruyu peşpeşe yapamayınca yüzüme ateş basıyor. Yanaklarım, kulaklarım alev alev yanıyor, terliyorum. Bu zor bir sınav yapamayacağım diyorum  kendime.....”
“Daha önceki başarısız sınavlarımı düşünüp heyecanlanıyorum, ellerim titriyor ve ilk soruda takılınca diğer sorular da zor geliyor. Yapamayacağım, başarısız olacağım, diyorum ve gerçekten de başarısız oluyorum......”
“Bu sınavda yüksek bir puan almalıyım, yoksa ailem mahvolur. Onların yüzüne nasıl bakarım. Öğretmenim benden çok şey bekliyor, kazanamazsam bana kızar. Bu sefer de olmazsa rezil olurum!” ...
Bu örneklere baktığımızda görüyoruz ki öğrenciler sınavda başarısız olmak ve kaygı duymak için ne gerekiyorsa yapıyorlar! Geçmiş kötü deneyimlere takılıp kalmak ve sürekli zihinde bu başarısızlıkları canlandırmak ya da böyle bir kötü deneyim yoksa bile, “başaramazsam ne olur?” diye olumsuz sonuçları düşünmek, otomatik olarak olumsuz duyguları çağrıştıracak ve bunlar da refleks halinde olumsuz davranışlara neden olacaktır.
Sınav kaygısını oluşturan sebeplerden biri kişinin kendini sınav sırasında zorlanırken hayal etmesidir. Zihninde sınavda ne kadar sıkıntı çekeceğini ve ne derece başarısız olacağını canlandırmasıdır. Bir diğer sebep ise sınavda “başarısız” olduğunda, bunun ne tür sonuçlar getireceğini düşünmesidir. “Eğer başarısız olursam, beni neler bekliyor?” diyerek kendini başkalarının nasıl algılayacağını, ona nasıl davranacaklarını zihninde görmesi, aşağılayıcı ve sitemkar sözleri duyması ve bütün bunlar karşısında kendisinin yaşadığı sıkıntı ve ezikliği hissetmesidir.

Bütün bunlardan yola çıkarak  diyebiliriz ki, çocuklar bir tek “sınav” sözcüğü ile kendilerinde bunca kaygıyı yaratabiliyorlarsa, yukarıda anlatılanların tam tersini de yapabilirler. Sınava gereğinden fazla “anlam yüklemeden”, sınav boyunca kendilerinin olumlu görüntülerini düşünebilirler. Böylece kendilerine olan güvenlerini ve inançlarını geliştirebilirler. Bu da zamanla davranışlarına yansıyabilir. Zihin ve beden aynı sistemin parçalarıdır ve birbirlerini etkileyebilirler. İnsan ne düşünürse veya neye inanırsa öyle davranır ya da nasıl davranırsa öyle düşünüp öyle inanır. Bu da gösteriyor ki kişiler ihtiyaç duydukları kaynaklara sahiptirler. Nedir bu kaynaklar? Kendi iç-sesleri ve iç-görüntüleri. Eğer kendilerini zihinlerinde sınavı başarırken görebilirlerse, kendi kendilerine “bu sefer olacak, çok iyi çalıştım, her şeyi biliyorum ve iyi bir sonucu hak ediyorum” diyebiliyorlarsa, kendilerini rahat, emin ve huzurlu hissedebiliyorlarsa çok daha rahat bir sınav yaşayabilirler.

Çoğu öğrencinin geçmişinde kendini rahat hissettiği, yaparken mutlu ve başarılı olduğu, kendini sakin bulduğu durumlar vardır. Ya da ufak bir kaygı duysa da, kendini yatıştırabildiği ve sakinleştirebildiği anlar.... Bu durumlar, basket maçında faul atışı öncesi olabilir, voleybolda maçın kaderini belirleyecek bir servis atışı ya da okul tiyatrosunda sahnelenen bir oyunda olabilir. Bazen de kırık not aldığı bir derste, hatalarından yola çıkarak “Ne yaptım da bu sonucu elde ettim? İstediğim sonuca ulaşmak için neyi değiştirmeliyim? Neyi farklı yapmalıyım? Neyi farklı düşünmeliyim ve neye inanmalıyım?” diye düşünebilir öğrenci ve böylece de birşeyleri değiştirerek başarıyı yakalayabilir. Geçmiş başarılarını örnek alarak, aynı düşünce ve davranış stratejisini modelleyerek, başka başarılara ulaşabilir.
Böyle bir durumda çocuğunuzun kendini daha iyi ve daha sakin hissetmek için ne gibi iç konuşmalar yaptığına, kendini nasıl sakinleştirdiğine bakabilirsiniz. Örneğin: “Ben yüzme öğrenirken, defalarca zorlanmama rağmen hiç pes etmedim, sabah erkenden kalkıp hoca ile derse gittim ve ders sonrası onun gösterdiği hareketleri defalarca tekrarlayarak, iyice öğrendim, ta ki bu hareketler bir refleks haline dönüşünceye dek! Bu arada iyi yüzen başka insanlara baktım ve onlar ne yapıyorsa nasıl yapıyorlarsa onlar gibi yapmaya çalıştım ve yapabildiğimi görünce de kendime olan inancım arttı ve ben de onlar kadar iyi yüzebilirim! Çünkü çok çalıştım ve iyi bir başarı gösterebilirim!” diyebiliyorsa, bu düşünce ve inanç sistemini model alarak, sınav süresince de uygulayabilir.
“Çalıştığım zaman yapabiliyorum. Uzun zamandır bu sınava hazırlandım ve çok tekrar yaptım, başaracağım!” diyor ve başardığında nelere ulaşacağını zihninde canlandırabiliyorsa “bu korkunç sınav” gerçekten de sıradanlaşacaktır!
Sınavda son derece rahat olan öğrencilere baktığımızda, onların bu durumla ilgili stratejilerini konuştuğumuzda, kendilerini yeterli hissettiklerini, başaracaklarına inandıklarını ve başarıyı hayal ettiklerini, sınav sonrası alacakları iyi sonucun onlara yaşatacaklarını zihinlerinde canlandırdıklarını görüyoruz.

Bir öğrenci durumu şu sözlerle özetliyor:  “Sınav boyunca neyi, nasıl yapamayacağımı değil de, daha çok sınav boyunca, bildiğim ve çalıştığım soruları ne kadar rahat ve sakin çözebildiğimi düşünüyorum. Soruyu gördüğüm anda cevabı işaretlediğimi, adeta bir refleks olarak doğruyu bulduğumu zihnimde canlandırıyorum. Hatta sınav sonunda dışarda beni bekleyen aileme, sınavın iyi geçtiğini müjdelediğimi ve bunu hep beraber kutladığımızı düşünüyorum. Bu da beni çok sakinleştiriyor. Süreçten ziyade sonuca odaklanıyorum!”
Demek ki birileri bunu yapabiliyorsa diğerleri de yapabilir. Kaygı duymayan öğrenciler neyi nasıl yapıyorlar da bu kadar sakin ve rahat olabiliyorlar? Onların düşünce yapısını, inançlarını ve davranışlarını model alarak, sınav kaygısı yaşayan öğrenciler de kaygı ile başetmeyi öğrenebilirler.

Dolayısıyla, sizler anne-baba olarak sınava hazırlanan çocuklarınızın, sakin ve rahat durumlarda, ne yaptıkları, nasıl yaptıkları ve niçin yaptıklarını zihinlerinde canlandırmalarına yardımcı olabilirsiniz. Aslında kendilerini sınav boyunca nasıl görmek istediklerini, neler duymak ve neler hissetmek istediklerini konuşarak bu duygu durumuna girmelerini sağlayabilirsiniz. Kısacası yaşayacakları güzel anları ve duyguları hayal etmelerine ve bu hayallerine ulaşmaları için ne gibi bir program uygulamaları gerektiği konusunda farkındalık yaratarak, bu programı bir antrenör sabrı ve desteği ile hayata geçirmelerini sağlayarak, katkıda bulunabilirsiniz! Böylece, düşüncelerin, davranışları nasıl etkilediğini yaşatarak, olumlu düşünmenin sınav boyunca sakin ve rahat olmalarına nasıl etki edeceğini gösterebilirsiniz.
Tabii bunu yaparken, kullandığınız dil kalıpları ve ses tonunuz  “ikna başarınızı” etkileyecektir. İlk yapmanız gereken, kaygı duyan çocuğunuzla eşleşmektir. Diğer bir deyişle, empati ile dinlemek ve duyduğu kaygıyı kabul ederek anladığınızı göstermek. “Canım heyecanlanacak ne var? Çalışmadın mı? Çalıştınsa yaparsın! Heyecanlama!” en son duymak isteyecekleri sözlerdir. Bunun yerine “Yeterince çalışmadığını düşünebilirsin, zamanını iyi ayarlayamayacağını ve yetiştiremeyeceğini, bir soruya takılıp kolay sorulara bakacak vaktinin kalmayacağını söyleyebilirsin, hatta bir kaç zor soru görünce tüm sınavın çok zor olduğuna inanabilirsin......” derseniz, onun duygularını ve endişelerini anladığınızı ve paylaştığınızı göstermiş olursunuz. Çocuğunuz, “Hah, beni anlıyor ve neler hissettiğimi biliyor!” diye düşünmeye başlar ve böylece hem sizinle daha rahat konuşarak duygularını ifade etme fırsatı bulduğu gibi, hem de sizden gelecek önerileri dinlemeye de açık olur.

Ancak anne babaların bütün bunları hem yapabilmeleri hem de yaptıklarından iyi ve doğru sonuçlar elde edebilmeleri için iki temel şarttan söz etmeliyiz.
Birinci şart ana baba ve çocuğun çatışmasız, karşılıklı anlayışa, güvene ve iyi bir iletişime dayalı doğru yapılanmış bir ilişkiyi baştan beri sürdürebiliyor olmalarıdır. Eğer böyle bir geçmiş yoksa bu özel dönemde ilişkiler daha da gerginleşeceğinden yardımlaşma çabaları tam tersi sonuçlar da doğurabilir.

İkinci temel şart da ana babanın kendi sınav kaygısıyla başedebiliyor olmasıdır. Bazen ana babalar bunu kendi sınavları haline dönüştürebiliyor, kendilerinin başarılı bir çocuk yapıp yapmaması sınavı gibi algılayabiliyorlar. Bu ve benzeri başka nedenlerle ana babanın sınava yükledikleri önem çocuğun omuzlarında aşırı bir yük haline dönüşebiliyor.

Zaman zaman rastladığımız “Kendimden çok annemi düşünüyorum bu sınavı kazanmam için hayatında o kadar çok değişiklik yaptı ki onun bu fedakarlıklarını karşılıksız bırakma ihtimali beni kahrediyor...” ya da “Babamın istediği ...... bölümü kazanmamın imkansız olduğunu düşünmekten çalışamıyorum. Onlar benden daha heyecanlı...” sözleri bunun en iyi örnekleridir.

Yazının başında söz ettiğimiz gibi yaşantılarında büyük değişiklikler yapan, sınava endeksli yaşama geçen, bunu olmazsa olmaz, kazanılmazsa dünyanın sonu gelir şeklinde yaşayan, sürekli gündemde tutan ya da yapılan maddi manevi yatırımlardan sürekli bahseden ana babalar aslında “yangına körükle gittiklerini” ve çocuğun kaygılarını arttırarak başarısız olmasına yardımcı olduklarını bilmelidirler.

Sonuç olarak ana baba ve çocuğun sınav dönemi değil de baştan itibaren kurduğu olumlu ilişki, bu dönemin büyük bir kriz dönemi olarak değil de sadece önemsenmesi, planlanması gereken bir dönem olarak algılanması ve bunların getireceği rahatlık zemini üzerinde sınavla ilgili olumlu düşünce ve inançlar geliştirilmesi sayesinde çocuk da sınavla ilgili olumlu tepkiler verecek ve çok daha sakin, rahat ve huzurlu olacak, böylece istediği(niz) başarıya ulaşacaktır!.......

Doktor Dergisi'nin Nisan-Mayıs 2005 tarihli,26. sayısında yayımlanmıştır.

Sınava doğru...
Sınav, aslında sıradan bir sözcüktü yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar. Biraz sıkıntılı, zorlu bir dönemeç gibi. Üniversite giriş sınavlarının zorlaşması, sınava hazırlık kurslarının açılması, lise giriş sınavları, sekiz yıllık eğitime geçilmeden önce orta okul giriş sınavları bunlara hazırlık kursları, hatta bazı ilkokullara giriş sınavları... Kurslar, dersler, en iyi öğretmenler, en başarılı çocuklar, en koşuşturan, en fedakar ana babalar.... Böylece sınav sözcüğü anlam değiştirdi. Her sınav insan yaşamının hatta ailenin yaşamının en az iki yılını ezip geçen bir krize dönüştü sanki.
İşte yakında ardarda iki büyük kriz var LGS, ve ÖSS. Bu nedenle şimdi bu konuları yazıp çizmek lazım. Biz de eksik kalmayalım deyip konuyla ilgili bir uzmandan yazı istedik. Sınav konusu çok boyutlu bir konu. Çocuğun sınava uygunluğu, ders çalışma yöntemleri, doğru tercihler yapmak.... uzar gider. Bu yazıda sadece bir etmeni ama oldukça önemli ve belirleyici olduğunu düşündüğümüz birini ele aldık. Çocuğun sınav kaygısı ve ana babanın yapacakları (ya da yapmayacakları).
Kolay gelsin!..


 

Copyright © 2014 | pencere-sey®