anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Farklı Öğrenme Ve Düşünme Modelleri

Farklı Öğrenme Ve Düşünme Modelleri

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakülte’sinde verdiğiniz “Kendini Yönetmek” adlı dersin önemli konularından biri de “Öğrenmede bireysel farklılıklar ve düşünme modelleri”. Bununla ilgili bir çok şey sormak istiyorum ama öncelikle öğrenmenin ne olduğunu kısaca tanımlayabilir miyiz? Örneğin öğrenmek sıkça kullanıldığı gibi ‘yeni bilgi edinmek’ midir?
Öğrenmek sadece yeni bilgi edinmek değildir. Bu öğrenmenin sadece küçük bir bölümüdür. Öğrenmek aslında çocuklara hayatları boyunca başarılı olabilmeleri için yeteneklerini geliştirme becerisi kazandırmak, kendi yaptıklarına ve zekalarına güvenmelerini sağlamak ve böylece üretmeyi, yaratıcı olmayı ve öğrendikleri arasında ilişki kurmayı öğretmek anlamına gelir.

Bu sohbette asıl olarak konuşacağımız öğrenmede bireysel farklılıklar ya da  farklı öğrenme biçimleri konusuna gelirsek, ne demek farklı öğrenmek?
Bizler dünyayı beş duyumuzla algılıyoruz; görüyoruz, duyuyoruz, hissediyoruz, kokluyoruz ve tadıyoruz. Son üçünü bir grupta toplarsak kinestetik ya da dokunsal öğrenmeden söz edebiliriz. Diğerleri de görsel ve işitsel öğrenme. Bu üç öğrenme stili aslında hepimizde var. Ancak biri diğerlerine göre daha baskın. Bunun nedeni genetik ya da içinde bulunduğumuz çevre ve aileden gelen öğretiler olabilir. Örneğin; mimar bir baba ve ressam bir annenin çocuğunda görsellik daha ağır basabilir. Müzik ile uğraşılan bir ailede ise çocuğun işitselliğinin daha baskın olabileceğini söyleyebiliriz. Ama bu demek değildir ki, diğerleri yok. Duyduğunu daha iyi öğrenir, yaptığı ve gördükleri duyduğu kadar iyi hatırlanmayabilir.

         Bu anlattıklarınız hemen akla şu soruyu getiriyor: “Farklılıkları bilmek eğitim veren kişi için de çok önemli, eğer eğitici bunları dikkate almazsa ne olur? 
Eğer çocukların hepsinin aynı, bir tornadan çıkmışçasına tek tip olduğunu varsayar ve dersi bu şekilde aktarırsak, sınıfta bazı öğrencilerin, ilgi ile dinlemesine, bazılarının da dersten kopmasına neden oluruz. Zira eğitmen olarak bizlerin de kendimize özgü bir öğrenme stilimiz var ve bunu öğretirken de kullanıyoruz. Bizimle aynı stilde olan öğrenci çok mutlu bir şekilde dersi takip edebilirken, farklı öğrenen bir başka öğrenci çok sıkılabilir, ders boyunca dikkat kopmaları yaşayabilir.
Dolayısıyla çocuklarımıza bir şey öğretmeden önce, onların nasıl öğrendiklerini öğrenmeye odaklanmalıyız. Kısaca, çocukların kendilerine özgü öğrenme yöntemleri olduğunu anlamaya başlayarak ve buna saygı göstererek ilk adımı atabiliriz.

         Aslında bu tür farklılıklar gündelik hayat içindeki öğrenmelerimiz için de aynı şekilde önemli değil mi?
Tabii, bunu bir örnekle açabiliriz.Cep telefonumuzu, daha önce kullandığımızdan çok farklı bir modelle değiştirdiğimizi düşünelim. Yeni özellikleri nasıl daha iyi öğreniriz? Satıcı açıklama yaptığında mı? Kullanma kılavuzunu okuduğumuzda mı? Kendi kendimize uygulayarak, deneme-yanılma yolu ile mi? Yoksa satıcı uygulamayı gösterdikten sonra, kendimiz de uygulayıp pekiştirince mi?

         Gerçekten de bu tür örneklere çok rastlarız. Pekiyi bu farklar nasıl farkedilir?
Dikkatle izlediğimizde, karşımızdaki kişinin öğrenme stilini ortaya koyan bir takım ip uçları verdiğini görürüz. Kabaca özetlersek; Görseller öğrendiklerini hatırlamak için gözleriyle yukarı bakar, adeta gözleriyle bilgiyi ararlar. Bilgiyi ya da bir olayı anlatırken her şey gözlerinin önünden bir film şeridi gibi hızla geçer. Bu filmi aktarabilmek için hızlı konuşurlar, hatta bazen cümleleri yarım kalır. Konuşmalarında görsellik ifade eden sözcükler ve mecazlar bolca yer alır; şekil, renk, yakınlık, uzaklık, büyüklük, küçüklük, gününü göstermek, bahtı kara, akla karayı seçmek…
İşitseller şiir gibi konuşurlar, vurgulamalar, tonlamalar ve kelimeler çok önemlidir. Duyduklarını kolay kolay unutmazlar, seneler sonra aynı vurgu ile aktarabilirler. Genellikle telefon dinlermiş gibi bir vücut duruşları vardır. Hatta konuşurken konsantre olmak için ritmik bir şekilde sallanırlar. Ses, tını, yüksek, alçak, tiz, kulak vermek, leb demeden leblebiyi anlamak, kendi çöplüğünde ötmek gibi duymakla ilgili sözcük ve mecazlar kullanırlar.
Dokunsallar ise dağınık ve rahattırlar. Ama kendi dağınık yığınlarının içinde aradıklarını bulabilirler. Her şeyi, önce hissetmek isterler. Bir şeyi hatırlarken ya da tasarlarken gözleri aşağıdadır. Adeta kendileri ile iç-diyaloğa girerler. Hislerini çekip çıkarmaya çalışırlar. Konuşmaları çok ağır ve monotondur. Kullandıkları sözcükler ve mecazlar dokunma ile ilgilidir. Hissetmek, anlamak, bastırmak, konuya parmak basmak, teğet geçmek vb.

         Bunları ayırt etmek her zaman mümkün mü? Fark edemezsek sonuçları ne olur?
Yukarıda saydığım özelliklere zaman içerisinde dikkat edilirse, özellikle kullanılan sözcükler, kolayca görsel/işitsel/dokunsal ayırımını yapmaya yardımcı olacak. Yukarıdakine benzer bir örnekle devam edersek; bir satıcının karşısındaki kişinin temsil sistemini yani görsel mi, işitsel mi ya da dokunsal mı olduğunu bilmesi, uygun sözcüklerle, o kişiye ulaşmasını sağlayacaktır. Örneğin çelik tencere satarken, alıcıya sadece renkli broşür göstererek, özelliklerini anlatmak, boyutlarını tarif etmek yeterli midir? Karşınızdaki bir görsel ise, evet. Ama bir dokunsal, mutlaka tencereyi eline alıp tartmak, dokusunu hissetmek ister. Müzelerde “dokunmayınız” yazısına rağmen dokunmaktan kendini alamayanları düşünelim. Dokunsallar internetten alış-veriş yapamazlar örneğin. 
Usta satıcılar, içgüdüsel olarak, karşılarındaki kişinin ne olduğunu bilmeden,  her üç tipe de uyacak sözcüklerle bir yöntem geliştirirler. Hatırlıyorum da, konfeksiyonun yaygın olmadığı eski günlerde, kumaş satıcıları, önce topu indirir ve maharetle masanın üzerinde açarken, renginin güzelliğinden bahsederlerdi. Daha sonra, topu kucaklayarak, kapıya gün ışığına çıkarır ve içindeki ışıltılara dikkat çeker (görsel), ayna karşısında alıcı hanımın üstüne adeta bir elbise gibi koyarak, ne kadar yakıştığını söyler, kumaşın yumuşaklığı ve dokusuna dikkat çekerlerdi (dokunsal). Kumaşın özelliklerini ayrıntılı anlatıp son olarak da, aynı kumaştan “filanca” hanımın bir takımlık aldığını söyleyerek (işitsel) karar için beklerlerdi! Kısacası, her üç tipe uygun anlatım tarzı, bir şekilde karşınızdakine ulaşmanıza yardımcı olacaktır.

Bu anlatım tarzı eğitimde de geçerli ve çok önemli değil mi?
Kesinlikle. Bizim klasik eğitim sistemimizde görsel ve işitsel öğreti daha çok kullanılıyor. Öğretmenler, sıralar arasında dolaşarak dersi anlatıyor. Bazen de tahtaya bir problem yazıp çözüyorlar, şekil çiziyorlar. Görerek ve duyarak öğrenen öğrenciler başarılı olurken, yaparak öğrenen öğrenciler çok zorlanıyor ve ne yazık ki “dikkat kopmaları, dağınıklıkları yaşayıp”, “odaklanamıyorlar” ve “öğrenemiyorlar”.

Çocukların düşünme modellerini kolayca bulmak için bir yöntem var mı?
Öğrencilerin düşünme modelini keşfetmek için, onlardan size bir şeyler öğretmesini isteyin. Ayakkabı bağlaması, futbol topunu sektirmesi ya da bir şiir ezberlemesi olabilir. Hangi kanalları birinci, ikinci ve üçüncü sırada kullanıyor? Ya da hangi kanalı hemen hemen hiç kullanmıyor? Daha önce de dediğim gibi, en  rahat öğrettiğimiz yol, aynı zamanda en kolay öğrendiğimiz yoldur.

Pekiyi bu üç öğrenme stilini kesin çizgilerle ayırabilir miyiz?
Aslında daha önce söz ettiğimiz üç stilin farklı kombinasyonlarından oluşmuş altı farklı düşünme modeli olduğunu varsayabiliriz. Bunları ana hatlarıyla kısaca anlatmaya çalışayım.
İDG (İşitsel-Dokunsal-Görsel): Konuşarak iletişim kurması kolaydır, hissederek, ahenkli bir şekilde konuşur, ikna gücü yüksektir, başkalarına ne yapmaları gerektiğini anlatmaktan hoşlanır. Göz teması konusunda çekingendir. Tartışarak ya da dinleyerek kolayca öğrenir. Dinleyerek yabancı bir dili öğrenebilir. İmlası zayıftır. Bakması gereken çok şey olduğunda dikkati dağılabilir. En belirgin sorunu başkalarının sözünü kesmesidir.
İGD (İşitsel-Görsel-Dokunsal): Herkesle kolayca iletişim kurar. Resmin tamamına da, ayrıntılarına da odaklanabilir. El yazısı zor okunur. Bedensel faaliyetlerde sakardır. Tartışarak ve okuyarak iyi öğrenir. Dokunulduğunda dikkati dağılır. Sürekli “neden?” diye başlayan sorular sorar. Duygularını kelimelere dökmekte zorluk çeker. İnsanlara yardım etmek en doğal yeteneğidir.
DGİ (Dokunsal-Görsel-İşitsel): Sakin ve kısa cümlelerle konuşur. Konuşurken duraksar, söyleyeceklerini toparlamak için sessizliğe ihtiyacı vardır. Göz teması kurabilir, ayrıntılara dikkat edebilir, el yazısı okunaksızdır. Başkaları ile beraber bir şeyler yapmaktan hoşlanır. Doğal bir atlettir, dokunmayı ve dokunulmayı sever. Deneyerek, uygulayarak öğrenir. Anlatılan derse konsantre olmakta zorlanır. Uzun sözlü açıklamalar dikkatini dağıtır. Duygularını kelimelere dökmekte büyük sıkıntı çeker. Doğayı ve hayvanları çok sever. Farklı ilgi alanları vardır (futbol, resim).
DİG (Dokunsal-İşitsel-Görsel): Deneyimleri hakkında konuşmaktan, hikaye anlatmaktan hoşlanır. Göz teması kuramaz, çekingendir. Kendine has, karmaşık bir el yazısı vardır. Eşyalarını yığınlar halinde toplar. Başkaları ile beraber bir şeyler yapmaktan hoşlanır, sürekli hareket halindedir. Okuma yazma ve imla konularında güçlük çekebilir. Gördükleri ile ilgili sorular sorulduğunda dikkati dağılabilir. Hiperaktif olabilir, sürekli sallanabilir. Enerjisini dışa vurabileceği olumlu yollar bulmakta sıkıntı çekebilir. İş yapmaktan, hareket etmekten çok hoşlanır.
GİD (Görsel-İşitsel-Dokunsal): Hissederek ve vurgulayarak konuşur, insanları ikna etmeyi çok sever. Göz teması kuvvetlidir. Notlar tutar, yapacaklarını düzenler, listeler hazırlar. El yazısı çok net ve düzenlidir. Uzun süre hareket etmeden oturabilir. Dokunma konusunda çekingendir. Okuyarak ve öğreterek öğrenebilir. Fiziksel faaliyetlerde zorlanabilir. Neler hissettiği sorulduğunda dikkati dağılabilir. Zaman yönetiminde zorlanabilir. Çok iyi bir öğretmendir, göstermekten, anlatmaktan büyük keyif alır.
GDİ (Görsel-Dokunsal-İşitsel): Konuşurken hareket etme ihtiyacı duyar. Gördüklerini kendi içinde hissedebilir. Rahatça düşünmek için görsel düzene ihtiyacı vardır. El yazısı okunaklıdır. Sporu ve yarışmaları sever. Önce izleyip ardından uygulayarak öğrenmesi daha kolaydır. Uzun sözlü açıklamalarda zorlanır. Duydukları hakkında soru sorulduğunda sıkıntı çeker. Kendi adına karar alması güçr. İyi bir ekip elemanıdır.

Siz çeşitli giriş sınavlarına hazırlanan öğrencilerle hatta çeşitli meslek gruplarından yetişkinlerle çalışıyorsunuz, bu modelleri uyguluyor musunuz?
Sınava hazırlanan öğrencilerle çalışırken, temsil sistemlerine göre konu çalışma önerilerinde bulunuyorum. Böylece daha kolay öğreniyor ve hatırlıyorlar. Öğrencilerin  özelliklerine göre bir çalışma planı çıkarıldığında, öğrenmeleri çok daha kolay ve keyifli oluyor. Daha doğrusu, kendi kaynaklarını keşfetmelerine yardımcı olunduğunda, başarı kendiliğinden geliyor.

         Bu bağlamda sınıfta neler yapılabilir? Öğretmenlere ne önerirsiniz?
Sınıflarda her tip öğrenci olacağı için, öğretmenlerimizin her tipe uygun ders anlatması, bilginin tüm çocuklara ulaşmasını sağlayacaktır. Yani hem görsel malzemeler kullanılacak (haritalar, resimler, şemalar, tahta, pp), hem de ses bir enstrüman gibi kullanılarak, vurgulamalarla, ilgi canlı tutulacak. Ayrıca, gruplar halinde, ya da tek tek uygulamalara izin verilecek. Hareketsiz duramayan öğrenciyi asistan yapıp, kağıtları dağıtması, tahtayı silmesi istenilecek ki rahatlasın. Sözlü anlatımlarda dikkati çabuk dağılan öğrenciye dokunularak, sorularla canlı tutulacak…vs  Çocuklarla ders dışında yapılan küçük sohbetler, onları daha iyi tanımaya ve düşünme modellerini kolaylıkla bulmamıza yardımcı olur. Daha önce söylediğim gibi; onlardan bize bir şey öğretmelerini istememiz en kestirme yol! Böylece nasıl öğrendiklerini keşfedebiliriz…..

         Son olarak, bu konuda ebeveynlere ve eğitmenlere ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?

Çocukların özelliklerini fark etmek ve kabul etmek çok önemli. Bu sayede, onların öğrenme becerileri ve zorlanmalarını daha net görebiliriz. Dikkatini dağıtan faktörler, öğrenmedeki en belirgin sorunu ya da sıkıntı çektiği alanları bilmek, engellerini tespit etmek için ilk adım. Daha sonra, bu engellerle baş edebilmesi için mevcut doğal yeteneklerini fark etmesi ve kullanması için teşvik etmek ve desteklemek de ikinci önemli adım. Ta ki, bu süreci, otomatik olarak kendi başına yapabilecek hale gelene dek!

Doktor Dergisi'nin Nisan-Mayıs 2009 tarihli,50. sayısında yayımlanmıştır.

Geleneksel eğitim sisteminde öğretmen, tüm öğrencilere aynı sistem içinde yaklaşır. Bazı öğrenciler başarılı, bazıları başarısız olduğunda da bu durum daha çok öğrencinin çalışıp çalışmaması, dikkat edip etmemesi gibi nedenlerle açıklanmaya çalışılır. Oysa her öğrencinin öğrenme ve bilgiyi edinme, özümseme, saklama, gerektiğinde yeniden kullanma tarzının farklı olduğu, başarı farklarının da çoğunlukla bundan kaynaklandığı unutulur.
Öğrenme tarzları çeşitli şekillerde tanımlanır. Bu tanımlardan biri de bilgiyi almada hangi duyu organın yeğlendiğine daha doğrusu kişinin hangi duyu alanından gelen bilgiyi daha iyi öğrenebildiğine bakılarak yapılandır. Bu yazıda klinik psikolog Dr. Nilgün Peker'le söyleşimiz bu bireysel farklar üzerine odaklanacak.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®