anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Farklı Çocuklar ve Okul

Farklı Çocuklar ve Okul

-Sevgili Oya, biliyorum ki hem üniversitede öğrencilerine hem de çeşitli okullarda öğretmenlere, uzmanlara, yöneticilere ‘Farklı Çocuklar’ın özelliklerini, bu çocuklarımızın daha verimli eğitimi için okulun, öğretmenlerin, rehberlik servisinin neler yapabileceğini anlatıyorsun. Bununla ilgili söyleşimize başlamadan önce farklı çocukla neyi kastettiğimizi biraz açıklayabilir miyiz?
-Hepimizin birbirimizden farklı özellikleri vardır. Saç rengimiz gibi bedensel özelliklerimizden tutun da öğrenme biçimimiz ve bilişsel kapasitemize kadar... Aslında hepimiz birbirimizden farklıyız. Ancak bazılarımızın özellikleri çoğunluğun özelliklerinden biraz daha farklı oluyor.

-Alıştığımız farkları pek fark etmiyoruz, onları farklılık gibi algılamıyoruz ama biraz daha az rastlanır ya da daha öne çıkan özellikler olduğunda hemen ötekileştiriyoruz galiba. Böyle ‘farklı farkları’ olan çocukların başarısız olacağı, okulda öğretmenin, öğrencilerin işini zorlaştıracağı gibi bir önyargıdan da söz edebilir miyiz?
-Farklılıkları kabul etmek ve saygı duymak toplumun gelişmişliğiyle çok yakından ilişkili olan bir kavram bence. Eğer toplum olarak farklılıkların bizi zenginleştirdiğini düşünüyorsak bizden farklı olan her şeye hoş görüyle bakıp kendimiz için istediğimiz her şeyi onlar için de isteyeceğiz demektir. Dolayısıyla farklı özellikleri olan öğrencileri kabulümüz de bu anlayışın devamı olacaktır. Bu anlamda alınacak çok yolumuz olduğunu düşünüyorum.
Sonuç olarak evet ne yazık ki bence de dediğiniz gibi bir ön yargı var. Farklı ise mutlaka zordur, bir biçimde başarısız olacaktır gibi düşünülüyor …
-Böyle mi oluyor? Düşünüldüğü gibi her zaman başarısız, sorun yaratan, zor çocuklar mı oluyor bu çocuklar.
-Hayır tabii ki değil. Fark, her zaman eşittir olumsuzluk, zorluk, sorun demek değildir. Hatta tam tersine durumlardan da söz edebiliriz. Örneğin yüksek zeka düzeyi de bir farktır ve aynı çocuk okumayı geç sökebilir ya da çevresindekilerle hiç iletişime giremeyen, arkadaşlarıyla bir sohbeti sürdürmekte başarısız olan bir başka çocuk, akıldan dört basamaklı çarpma işlemlerini yapabilir ya da çok iyi piyano çalabilir, muhteşem yüzebilir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu nedeniyle dersleri izlemekte sıkıntı yaşayan bir çocuk, çok yaratıcı fikirlerle en özgün proje ödevlerini yapabilir…
Özetlemek gerekirse farklı çocuklar; hem okul hem de gündelik yaşamlarında bazı alanlarda çeşitli derecelerde zorluk yaşayan, bu zorlukları aşabilmek ve hayata uyum sağlayabilmek için farlılıklarına uygun yaklaşımlara gereksinimleri olan çocuklardır. Gerekli ortamlar sağlandığında da pek çoğu çeşitli alanlarda, çeşitli derecelerde başarılı olacaktır.

-Farklı özellikleri olan öğrencilere okulların yaklaşımı nedir? Gerekli destek sistemleri neler olmalıdır?
-Daha önce de değindiğim gibi farklı özellikleri olan çocuklar okul yaşamında da genele verilen eğitimden daha farklı desteklere gereksinim duyuyorlar. Oysa bizim eğitim sistemimizde farklılıkları gözetmeyen bir yaklaşım uygulanmaya çalışılıyor.
Bütün mesele okulların yapılanırken bu çocukların da toplumun bir parçası olduğunu, onlara yönelik çalışmaların da gerektiğini unutmamak. Hatta okulun destek sistemleri ne kadar iyiyse farklılıkları bir avantaja dönüştürmek de o kadar kolaylaşacaktır. Üstelik bazı çocuklar için bu desteğin sürekli verilmesi gerekiyor, bazıları içinse sadece dönemsel destekler bile yeterli olabiliyor. Örneğin Özgül öğrenme güçlükleri olan çocukların bir kısmı okuma yazmanın ilk aşamasında çok fazla desteğe gereksinim duyarken giderek daha basit düzenlemelerle de çok başarılı olabiliyorlar.
Okulun destek sistemleri dediğimizde ilk akla gelenler okulun fiziksel özellikleri, rehberlik servislerinin donanımı ve öğretmenler ile yardımcı personelin ortak bir dil oluşturabilmesi için yapılacak hizmet içi eğitimler, kullanılan gereçler ve tabii ki çocukların özelliklerine uygun yapılandırılmış bireysel eğitim programlarıdır.

-Okulların fiziksel özelliklerinin nasıl olması gerektiğini anlatarak başlayalım mı işe?
-Fiziksel özelliklere bina yapısından başlarsak öncelikle okulların dikine değil mümkün olduğunca yatay yapılanması gerekir. Örneğin ortopedik engelli çocuklar için rampalı yol yapıldığında o çocuklar size gereksinim duymadan ortamda hareket edebilirler. Hatta böylece kısıtlanmışlığın getirdiği sıkıntıları azalabilir, hareket kabiliyetlerinin artması arkadaş ilişkilerini kolaylaştırabilir vb. Dikkat eksikliği ve veya karşıt davranım bozuklukları okullarda ders işlenmesi açısından oldukça sıkıntı yaratan sorunlardır. Bazen bu çocukların çok kısa süreliğine sınıftan alınması ve uyaranın az olduğu bir ortamda tutulması çok daha büyük sorunlar oluşmadan sorunun çözülmesine yardımcı olabilir. Böyle durumlar için hazırlanmış uyaranı az bir oda pek çok sorunu çözebilir. Özgül öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler sınıfta anlatılan bazı konuları çok daha farklı gereçlerle öğrenmeye gerek duyabilir bu durumlar için kaynak odaların olması zorunludur.
Bildiğiniz gibi son yıllarda yeniden öne çıkan yaklaşımlardan biri de çoklu zeka yaklaşımıdır. Zekanın çok sayıda yetenekten oluştuğunu ve her kişinin zekasının bu yeteneklerin farklı bileşimlerinden oluştuğunu savunan bu görüşe göre eğitimin oluşabilmesi için bütün bu alt yeteneklerine yönelik gereç ve etkinlikler kullanılmalıdır. Buna yardımcı olacak çok amaçlı sınıflar ve farklı eğitim gereçlerinin bulundurulması her düzeydeki ve özellikteki çocuğun gereksinimini karşılamayı kolaylaştıracaktır.

-Sadece fiziksel açıdan baktığımızda bile konuşulacak çok şey var ama biz biraz da ‘Rehberlik Servisi’nin işlevinden söz edelim mi? Aslında bu konularda pek çok şeyi düzenleyen ve uygun işlemesini sağlayan belki de kilit nokta onlardır diyebiliriz gibi geliyor bana, ne dersin?
-Rehberlik servislerinin öncelikli işlevi okul içindeki bütün çocukları tanımak, çocukların kendisine ve öğretmenlerine gerekirse ailelerine tanıtmaktır. Dolayısıyla farklı gereksinimi olan çocukları belirlemek de onların işidir. Tabii belirledikleri çocuklar için kurum içinde ya da dışında uygun yönlendirmeleri yapmak; aile, öğretmen ve varsa uzman ya da uzmanlar arasında işbirliğini sağlamak, gelişmeleri takip etmek ve gerekli müdahaleleri yapmak da yine rehber arkadaşlarımızın görevleri arasında olmalıdır. Bunun için yeterli kadro, uygun ortam ve olanakların gerektiği de açıktır.

-Okul ortamında çocukla en çok birlikte olan belki de en çok şeyi yapması gereken kişiye, öğretmene düşen görevler nelerdir?
-Öğretmenlerin özellikle ilköğretim kademesindeki öğretmenlerin çocuğun yaşamındaki yeri çok farklıdır. Çocuğun anne babasından sonra en çok karşılaştığı günün önemli bir zaman dilimini birlikte geçirdiği kişi öğretmenidir. Yapılan araştırmalar öğretmenlerin çocukları pek çok açıdan etkilediğini göstermektedir. Çocuğun kendisine ilişkin görüşlerinin toplamı diye özetleyebileceğimiz benlik kavramının oluşmasında anne babalar kadar öğretmenlerin de önemli bir rolü olduğu görülmüştür.
Çocuğun okulda yaşadığı sıkıntıların hafiflemesinde ya da maalesef bazı durumlarda artmasında öğretmenin payı büyüktür. İyi bir öğretmenin özelliklerini sıralayacak olursak; alan bilgisi, etkileşim biçimi, kullandığı farklı öğretim yöntemleri, sınıf yönetimi becerisi, farklı çocukların özelliklerine ilişkin bilgisi, daha önceki deneyimleri gibi birçok beceri ya da yaşantıyı sayabiliriz. Ancak bence bir öğretmenin en önemli özelliği, sorun çözme becerisi ve farkındalık düzeyidir. “Ben bu gün bunları yaptım ve şöyle davrandım.”, “Bu ne kadar doğruydu?”, “Bunu değiştirmek için neler yapmalıyım?” diyebilen bir öğretmen sınıf ortamında bütün çocukları kucaklayabilecek yeterliliğe ulaşır.

-Farklı çocuklar için bir çok farklı düzenlemeden söz ediyoruz. Zaman zaman çeşitli kişilerce bütün bunların eşitliksiz bir ortam yarattığı yönünde yorumlar yapılıyor. Eğitimciler, ana babalar hatta farklı çocukların ana babaları bile eşitliğin bozulacağından yakınabiliyor. Böyle mi olur? Birinin gereksinimine yönelik, daha uyumlu, daha başarılı… olabilmesi için farklı bir düzenleme yapmak eşitliği bozar mı?
-Çok sevdiğim bir söz var: “En büyük eşitsizlik, eşit olmayanlara eşit davranmaktır.” İşitmeyen birine “Beni niçin işitmiyorsun?”, ya da görmeyene “beni neden görmedin?” diyebilir miyiz? Bizi işitiyor ya da görüyor gibi davranırsak eşit davranmış mı oluruz? Pek çok kişinin yanıtı kuşkusuz hayır olacaktır. Yine aynı örnekten ilerlersek işitmeyen birinin kulaklık takması eşitliği bozar diyebilir miyiz? Aslında tam tersine, bu çocuk ancak kulaklık taktığında diğerleriyle eşit olabilmektedir. Bu örneklerdeki gibi sorun açık ve net, herkes tarafından görülebilir olduğunda tartışılmıyor zaten. Ancak ‘Özel Öğrenme Güçlüğü’, ‘Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’ gibi dışarıdan ‘yaramazlık’, ‘şımarıklık’, ‘tembellik’ diye etiketlemenin kolay olduğu durumlarda tartışma ortaya çıkıyor. Oysa işitmeyen çocukta olduğu gibi çaba gösterdiği halde okuyamayan bir çocuğa da “yeterince çaba göstersen okuyabilirsin” denmesi ve bu doğrultuda zorlanması doğru değildir. Hangisi eşitsizlik? Oysa bu çocuklara biraz zaman tanıdığımızda, yazılı yerine sözlü yapmak gibi küçük düzenlemeler yaptığımızda başarılarının artacağını biliyoruz.

-Konuştuğumuz bu düzenlemeler sadece okul başarısını arttırmakla kalmayacak değil mi?
-Tabii ki kalmayacak. Çocuğun yaşamında okulun çok önemli bir yeri var. Aileden sonra karşılaştığı ikinci büyük kurum. Çocuk burada yalnızca bilgi öğrenmez arkadaşlık kurmayı ve bir grubun üyesi olmayı da öğrenir. Okulda hem ders içinde hem de ders dışında yaşamış olduğu deneyimlerin olumlu olması ‘ben değerli ve önemliyim’ mesajını çocuğa verir. Bu da kendini doğru değerlendirmesine,  kendisiyle barışık bir birey olmasına ve kapasitesini bütünüyle kullanmasına yardımcı olur. Burada bir noktayı açmakta yarar var, olumlu deneyimler dedim bu yaşadığı her olayın mutlaka güzel ve başarılı bitmesi demek olarak algılanmamalı. Bir örnekle açıklamak gerekirse sınavına iyi hazırlanamadığı için kötü not alan bir çocuğa öğretmeni bu sınavda senin başarısız olmana neden olan şeyler nelerdi, nasıl çalışmıştın ve nasıl çalışırsan başarını artırabilirsin sorularıyla yaklaştığında bu olay da çocuk için ders aldığı olumlu bir deneyim olabilir.

-Son olarak verimli bir okul ortamı yaratmada ailenin de bir katkısı olabilir mi diye sormak istiyorum.
-Şüphesiz olacaktır hatta katkıdan daha fazlasından söz edilebilir.  Ailenin çocuğunun özelliklerini iyi tanıması, çocuğuyla ilgili beklentilerinin gerçekçi olması, çocuğa sunduğu olanakların çeşitliliği, zenginliği önemlidir. Ailenin çocukla ilgilenebilecek zaman ayırması, oyun oynaması, bol bol sohbet etmesi vb. anlamında zenginlik… Ailenin okul ve öğrenmeye karşı tutumu da oldukça önemli. Örneğin öğretmeni olumsuzlayan bir tutum, çocuk öğretmen ilişkisini baştan bozacaktır. Son olarak çocuğuyla ilgili bazı sıkıntılar ortaya çıktığında ailenin, okulla işbirliğine girebilmesi de okul verimliliğini etkileyecektir. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki biz çocukla ilgilenen uzmanların düzenlediği programı - aile – çocuk – okul (öğretmenler ve rehberlik uzmanı) hep birlikte sıkı bir ilişki ve uyum içinde izlediğimizde çok daha başarılı oluyoruz.

Doktor Dergisi'nin Ağustos-Eylül 2009 tarihli,52. sayısında yayımlanmıştır.

Giderek kalabalıklaşan okullar, eğitim-öğretim ortamının hızı, hızlı yarış, sabırsızlaşan insanlar, kaybolan destek sistemleri… bazı çocuklarımızın işlerini zorlaştırıyor. Geliştikçe daha iyi halledebilmemiz gerekirken sanki daha da zorlaşıyor farklı olanın durumu. Gerçekten gelişiyor muyuz acaba yoksa bu da mı sanal?
Doç. Dr. Oya Güngörmüş Özkardeş'le 'Farklı Çocuklar'ımızı, bu çocukların özellikle okulda yaşadıkları sorunları, aslında ortaya çıkan sorunların ya da zorlukların çoğunun, bu çocuklarımızın farklılıklarından çok etrafındakilerin bu farklılığa nasıl yaklaşacaklarını bilememelerinden, toplumca gerekli desteği sağlayamadığımızdan kaynaklandığını konuşacağız.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®