anasayfa / yazılarımız / Prof. Dr. Oya Güngörmüş Özkardeş / Ne Ekersen Onu Biçersin-Çocuk Yetiştirme Tutumlarımız

Ne Ekersen Onu Biçersin-Çocuk Yetiştirme Tutumlarımız

Çocuklarımız. . .
İnsan olmayan canlıların yavruları ile çocuklarımız arasında bir fark var mı? Varsa bu fark nedir? Biyolojik açıdan bakıldığında bütün yavrular gibi insan yavrusu da soyunun genetik devamıdır. Ana ve babanın taşıdığı genlerin özgün bir bireşimidir.  İnsan yavrusu, öbür canlıların yavruları gibi yalnızca biyolojik zincirin bir halkası mıdır, yoksa daha fazla bir şey mi? Öyleyse bu farkı sağlayan etmen ne?
Yaşamak insan türü için yalnızca doğaya uyumla sınırlı değil, Doğa kadar önemli ve belirleyici bir başka uyum ortamı da toplumdur. İnsanı öbür canlılardan ayıran bu önemli etmen aynı zamanda çocuklarımızın da öbür canlı yavrularından farkını belirler.
Doğaya uyum nasıl biyolojik genetikle taşınan özelliklere, doğa koşullarını yaşayarak kazanılan yeni bilgilerin eklenmesiyle sağlanıyorsa, topluma uyum da doğada ve toplumda yaşayarak kazanılan bilgilerle sağlanmaktadır. Ne var ki bilgi her bir bireyin yaşayarak öğrendikleriyle sınırlı olsaydı, insan türü hiç gelişmemiş olurdu. Başka bir deyişle öğrenme, bizden önce yaşayanların deneyimlerini içerdiğinden dolayı, her bir bireyin kendinden öncekilerden daha çok şey bilme olanağı var. Yeni kuşakların daha çok şey bilme, daha çok şey yapabilme olanağı, hem “öğretim” dediğimiz bilgilerin kazanılmasıyla, hem de “eğitim” dediğimiz temel davranış örüntülerinin edinilmesiyle olanak bulmaktadır. Elbette öğretim ve eğitim süreçlerindeki olumsuzlukların etkileri aynı derecede bozucu olabilmektedir.
Bu nedenle ana-babaların çocuklarını yetiştirirken takınacakları tutum, çocukların yaşama karşı yani doğaya, topluma, başka bireylere karşı nasıl davranacaklarının temel ve belirleyici öncülleri olacaktır.

Ana-baba olmak ne demek?

Toplumun büyük çoğunluğu için bu sorunun yanıtı, “İnsan doğar, büyür, evlenir, ‘ana-baba olur’, yaşlanır ve ölür. ” şeklindedir. Başka bir ifadeyle, ana-baba olmak sanki sırası geldiğinde kendiliğinden yaşanıveren, mutlaka da olması gereken doğal bir süreç.

İnsanlar neden ana-baba olmak ister?
  • Soyun ya da kendinin devamlılığını sağlamak bir başka deyişle ölüme meydan okumak için.
  • Çocuk sevgisini yaşamak için.
  • Genlerinin karışımını merak ettiğinden yani kendi çocuğunun nasıl olacağını görmek için.
  • Yaşlılığını garanti altına almak, yani gelecekte kendi bakımını sağlayacak kimseler yetiştirmek amacıyla.
  • Kendi yapamadıklarını gerçekleştirebilecek yeni bir kuşakla, ikinci bir deneme şansı elde etmek için.
  • Yolunda gitmeyen evliliği kurtarmak için.
  • Planlanmamış bir gebeliği sonlandırmak yerine doğuma razı olmak, yani kazara ana-baba olmak.
  • Aile ya da toplumun genel baskısı nedeniyle:Aile büyüklerinin torun görme isteği.
  • Toplumca değer verilen durumlara ulaşmak; yetişkin olduğunu kanıtlamak, kısır olmadığını göstermek için.
  • Geri ekonomilerde aileye ya da toplum bütününe iş gücü sağlamak için.
  • Nüfus artışını sağlamak, genç nüfusu çoğaltmak şeklinde tanımlanmış devlet politikası nedeniyle.

Daha da sayılabilir birçok neden. . . Kuşkusuz her bireyin çocuk sahibi olma nedenleri birbirinden çok farklıdır. Bazen bu nedenlerden yalnızca biri, bazen de birden fazlası kararı etkileyebilir.
Yukarıdaki ana-baba olmakla ilgili gerekçeleri gözden geçirdiğinizde açıkça göreceğiniz bir şey var. Çocuğun doğumuna karar verilirken gerekçelerin hemen hemen tamamı toplum ya da ana-babaların kendileri için gerekli gördüklerine dayanır. Çoğunlukla çocuğun olası gereksinimleri üzerine bir ön planlama olmadığı gibi, çocuk doğduktan sonra da temel yaşamsal gereksinimleri dışında, bir çok tutum ya da davranış çocuğun gereksinimleri üzerine değil, ana-babanın gereksinimleri üzerine kurulacaktır.
Sonuçta kendi isteği ya da dış etmenlerle etkilenmiş kararla, kazara ya da planlayarak, çok isteyerek ya da hiç istemeden, şu ya da bu nedenle. . . her ne  olursa olsun bir çocuk sahibi olmak, ana-baba olmak önemli bir karar ve önemli bir sorumluluktur. Aile çocuğun yaşamındaki en önemli yakın çevredir ve en önemli belirleyicilerden biridir hatta çoğunlukla en önemlisidir.
Çünkü ana-babanın çocuğun yetiştirilmesi sürecindeki tutum ve davranışları, bir başka deyişle nasıl bir çocuklarının olacağı aslında ta baştan, yani çocuğun oluşmasına, ya da doğmasına karar verdikleri dönemde başlar. Tutum ve davranış ana-babanın yaşamı boyunca sürer. Sonuçları ise çocuğun ömrüyle sınırlı kalmayacak, kuşaklar boyu sürecektir.

Ne ekersiniz, ya da hangi tarz tutum gösterirsiniz?

Denetleyici- destekleyici...
Ana-baba vardır, çocukları hiç büyümemiş, büyümeyecekmiş gibi davranır. Çocuk sürekli denetlenmesi gereken bir varlıktır sanki. Denetleme ceza ile gerçekleştirilir; tehdit etme ya da dövme, vurma gibi bedene şiddet uygulama şeklinde etkin cezalar, veya sevgiyi esirgemek, küsüp iletişimi kesmek, sürekli verilen şeylerden yoksun bırakma gibi görece dolaylı ya da gizli cezalar şeklinde olabilir. Bazı ana-babalar da sıklıkla çocuklarını başkalarıyla karşılaştırarak sürekli olarak eksiklerini gündemde tutarak denetleme yolunu seçerler. Ama denetleme çoğunlukla bu yolların değişik zamanlarda bir karışımı biçiminde uygulanır.
Ana-baba vardır çocukları büyüdükçe yapabildiği işleri onlara devreder, yanlış ya da eksikliklerine odaklanmak yerine başarabildikleri için onları destekler. Destekleyici yaklaşımda bulunan ana-babalar çocuğa yakın ilgi gösterirler, sevgilerini sözle ya da dokunarak belli ederler, ortak etkinliklerde bulunurlar. Bu ana-babaların tutum dağarcığında çocuğun ayrı bir birey olarak var olduğunu kabul eden, yanlışları ya da doğrularıyla saygın bir bütün olarak benimseyen, benliğini onaylayan davranışlar çoğunluktadır. (Yavuzer 1995).
Baumrind  de ana-baba tutumlarının başka bir yönüne dikkat çekmiştir. Okul öncesi dönemde çocukları olan ana-babaları evde ve laboratuar ortamında gözlemlemiş ve tutumlarının tepkisellik ve talepkarlık olmak üzere iki boyutu olduğunu bulmuştur (Berk 1997). Bazı ana-babalar çocuklarını çocuklarını kabul edicidir ve onların davranışlarına tepki verirler. Tartışmalara açıktırlar, sözel alışverişte bulunurlar. Bazıları ise reddeden ve tepkisiz ebeveynlerdir.

Otoriter Tutum:Baumrind olgun okul öncesi çocuklarını ve bu çocukların  ebeveynlerinin kullandıkları teknikleri incelemiştir (Berk, 1997). Bu aileler çocuktan olgun olmasını beklemek, kural koymak ve bunlara uyması konusunda ısrarcı olmak gibi davranış özellikleri göstermiştir. Bu aileler aynı zamanda sevgilerini ve ilgilerini açıklayan, çocuğun bakış açısını dikkatle dinleyen, aile kararlarına katılımını destekleyen, rasyonel, hem çocuğun hemde ebeveynin haklarını gözeten demokratik bir tutum içindedirler. Bu ebeveynlerin çocukları genelde mutlu, kendine güvenli kontrollu  ve cinse ilişkin rollerde de daha az tutucu olan çocuklar olmaktadırlar. Ayrıca bu çocukların yalnızca okul öncesi dönemlerinde değil daha sonraki yıllarda da yetkin çocuklar oldukları görülmüştür.

 

Tepki verme

Tepki vermeme

Talepkar olma        

Otoriter

 Aşırı otoriter

Talepkar Olmama    

İzin veren              

İlgisiz

Aşırı Otoriter Tutum:Bu da talepkar bir tutumdur ancak çocuğa karşı tepkisiz olma söz konusudur. Bu ebeveynelerde “ Bunu yap çünkü ben öyle istiyorum tavrı hakim” dir. Ebeveynin istekleri üzerine odaklanmıştır. Çocuğun kendini ifadesi ve bağımsızlığı bastırılmıştır.
Bu ebeveynlerin çocukları endişeli, içe kapalı ve mutsuzdur. Akranlarla ilişkide kırıklığa uğradıklarında düşmanca davranma eğilimindedirler. Erkekler öfkeli ve meydan okuyan tavır içindedirler , kızlar ise bağımlı ve keşfetmekten çekinen bir tutum içindedirler.
Bu çocuklar ergenlik döneminde uyum açısından daha çok sorun yaşamakla birlikte okulda daha iyi olabilmekte ve daha az antisosyal davranışlar göstermektedirler.

İzin Verici tutum:Bu ebeveynler çocuğa karşı sıcak kabul edici tutum içindedirler ancak talepkar olmaktan kaçınırlar ve kontrol etmezler. İzin veren ebeveynler çocuk hangi yaşta ve karar veremeyecek durumda dahi olursa olsun karar vermesine izin verirler. Bu çocuklar iyi davranışları öğrenmek, sorumluluk almak zorunda değillerdir.
Bu ebeveynlerin çocukları olgunlaşmamış çocuklardır. İç itilimlerini kontrol etmekte güçlük çekerler. Yetişkine aşırı bağımlı ve talepkardırlar.
Ergenlikte zayıf bir benlik kontrolü gösterirler. Okulda öğrenme konusunda da daha az istekli olmaktadırlar. İlaç kullanımı bu tip çocuklarda daha sıklıkla görülmüştür.

İlgisiz ebeveyn tutumu:Bu ebeveynler çocuklarına çok az ilgi gösterirler, çocuğa ayıracakları çok az zamanları vardır. Daha ilerlemiş boyutu ise çocuğu ihmal etmedir.
Bu ebeveyn tutumları ile yetişen çocuklarda genellikle çocukların gösterdiği özellikler aşağıdaki gibi  özetlenebilir (Berk, 1997) ;

Otoriter ebeveynin çocukları

Çocuklukta

Ergenlikte

mutlu

benlik değeri yüksek

kendine güvenli

akademik açıdan başarılı

kendini kontrol edebilen

eğitime devam eden

cinse ilişkin rollerde daha az tutucu

 

Aşırı otoriter ebeveynin çocukları

Çocuklukta

Ergenlikte

endişeli, içe kapalı ve mutsuz

uyum açısından daha çok sorun yaşayan

akranlarla ilişkide kırıklığa uğradıklarında düşmanca davranma eğiliminde

okul başarıları iyi

erkekler öfkeli ve meydan okuyan, kızlar bağımlı ve keşfetmekten çekinen bir tutum içinde.

 

 
 
İzin verici ebeveynin çocukları 

Çocuklukta

Ergenlikte

olgunlaşmamış

zayıf bir benlik kontrolü gösteren

iç itilimlerini kontrol etmekte güçlük çeken

Okulda öğrenme konusunda daha az istekli olan

yetişkine aşırı bağımlı ve talepkar

madde kullanımı daha sıklıkla görülen

itaatsiz, isyankar

 

bir görevi tamamlamakta zorlanan

 

 

İlgisiz ebeveynin çocukları

Çocuklukta

Ergenlikte

Bağlanımda sorun yaşayan

Zayıf benlik kontrolü olan

Bilişsel, duygusal ve sosyal açıdan zorlukları olan

Kötü okul başarısı olan

Saldırgan ve taşkın davranışları olan

Madde kullanan

2.Ebeveyn Tutumunu Etkileyen faktörler
Ebeveynin çocuklarına karşı nasıl bir tutum takınacaklarını bazı faktörler etkilemektedir. Bunları şu başlılar altında toplayabiliriz:

  • Doğumdan önce biçimlenen çocuk kavramı
  • Ailenin kendi çocukluğunda yaşadığı deneyimler
  • En iyi çocuk yetiştirme biçimine ilişkin olan kültürel değerler
  • Ebeveynin ebeveynlik rolünden hoşlanması
  • Evliliğe iyi uyum sağlamış olmaları
  • Ebeveynlik rolünde kendisini yeterli hissetmesi
  • Çocuklarının cinsiyetinden, sayısından ve karakteristiklerinden memnun olması
  • Ben merkezli bir yaşamdan sonar aile merkezli bir yaşama uyum sağlama konusunda istekli ve yetenekli olma
  • Çocuğu isteme nedeni
  • Çocuğun ebeveyne karşı davranış biçimi

     
4. Etkili ebeveynlik için Yapılabilecekler
Ebeveynlik aslında çok zor ve ciddi bir iştir. Bu nedenle annebabalar işlerine verdikleri önem gibi çocuk yetiştirme konusuna da zaman ayırmalı ve bu konuda kendilerini geliştirmelidirler. Etkili bir ebeveyn öncelikli olarak kendini tanımaya ve geliştirmeye zaman ayırmalıdır. İkinci en önemli adım ise çocuğunu tanımak olmalıdır. Kuşkusuz çocuklar bizden bir parçadır ve pek çok özellikleri açısından bize benzer ancak yine de bizden ayrı ve çok farklı bir bireydir. Bu nedenle bir yetişkini tanımaya harcanılan zaman ve çabanın  çocuklar için de gösterilmesi gereklidir. Çocukları olduğu gibi kabul etmek ve saygı duymak, duygularını anlamaya çalışmak, kendini ifade etmesi için cesaretlendirmek, güvenini kazanmak yapılacak bu aşamada yapılması gerekenlerdir. Ana-babanın kendisini ve çocuğunu tanımasının yanında kriz zamanlarında öfkesini denetlemek, sağlıklı sınırlar koymak, tutarlı  ve dengeli olma konusunda özen göstermeleri önemlidir. Yaşam boyunca hepimiz çeşitli yanlışlar yaparız ve çoğu kez bu yanlışlardan çok önemli dersler çıkarırız ancak söz konusu çocuklar olduğunda onları yanlış yapmaktan korumak için özel bir çaba harcarız. Oysa çocukların da yanlışlarından öğrenecekleri şeyler vardır ve bu olanak onlara da tanınmalıdır. Bu nedenle ana-babalar çocuklarını cesaretli olma ve risk alma konusunda desteklemeli ve yanlışlarını öğrenme için bir olanak olarak değerlendirmelidir. Bunun yanısıra doğru yaptıkları davranışların altını çizmenin de en az onları eleştirmek kadar önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Kaynakça

Akyüz, Prof. Dr. E. (2000). Çocuğun Haklarının ve Güvenliğinin Korunması, MEB Yayınları; Ankara
Bacanlı, H. (2000). Gelişim ve Öğrenme, Nobel yay. , 3. Baskı, Ankara
Berk, L. (1997). Child Development. Illinois State University . 4. basım.
Calvin, K. M & Brommel, B. J (1996). Family Communication. HarperCollins Pub.
Cohen, L. S. & Campos, J. J. (1974). Father, Mother and Stranger As Elicitors Of Attachment Behaviours In Infancy. Developmental Pschology, Vol. 10, No1, s. 146-154.
Coley, S. B. & James, B. E. (1976). Delivery: A trauma for Fathers?. The Family Coordinator, Oct. , s. 359-363.
Gander, M. J & Gardiner, H. W. (1993). Çocuk ve Ergen Gelişimi. (Ed. Prof. Dr. Bekir Onur), İmge Kitabevi, Ankara.
Hurlock, E (1975). Developmental Psychology. McGraw-Hill Pub. 4. Basım
Lamb, M. E. (1977a). Father-infant And Mother-infant Interaction In the First Year of Life. Child Development, 48, s. 167-181
Lamb, M. E. (1977b) The Development of Mother-infant Father-infant And    Attachments In the Second year Of Life. Developmental Pschology, Vol. 13, no6, S. 637-648
Myers, R. (1996). Hayatta Kalan Oniki. (çev. Remziye Ağış Akay& Erden Ünlü). Anne Çocuk Eğitim Vakfı Yay. , Ankara
Munsinger, H. (1971). Fundementals Of Child Development. Holt, Rinehart and     Winston Pub.
Santrock, J. W. (1997). Life Span Development. McGraw-Hill Pub. 6. Basım
Sroufe, L. A. & Cooper, R. G & Dehart, B. D (1996) Child Development. McGraw-Hill    Pub. , 3. Basım.
Yavuzer, H. (1995). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi, İstanbul

Doktor Dergisi'nin Aralık 2004-Ocak 2005 tarihli,24. sayısında yayımlanmıştır.


 

Copyright © 2014 | pencere-sey®